Bu Maddeye Atıf Yap

Nurettin Bay. (2026). Selçuklu Tarih. Darül Mülk Konya Ansiklopedisi. Erişim Adresi: https://kbb2.darulmulkkonya.com/ansiklopedi/selcuklu-tarih
@article{dmk_89, author = {Nurettin Bay}, title = {Selçuklu Tarih}, journal = {Darül Mülk Konya Ansiklopedisi}, year = {2026}, url = {https://kbb2.darulmulkkonya.com/ansiklopedi/selcuklu-tarih} }
Selçuklu Tarih

Daru'l Mülk Konya

Selçuklu Tarih

Konya'nın en kalabalık merkez ilçesi olan Selçuklu, Neolitik Çağ'daki ilk yerleşimlerden itibaren Hitit, Roma ve Bizans gibi medeniyetlere ev sahipliği yapmış; adını aldığı Türkiye Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak Türk-İslam tarihinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. 1987 yılında büyükşehir yapılanmasıyla resmen ilçe statüsü kazanan bölge; sanayi atılımları, geniş caddeleri ve Selçuk Üniversitesi'nin kattığı dinamizmle tarihî kadim mirasını modern şehircilikle başarıyla harmanlayan çağdaş bir metropole dönüşmüştür.

En Kalabalık İlçe

Başkenti Konya olan Türkiye Selçuklu Devleti’nin ismini taşıyan ilçe, Konya’nın nüfusu en kalabalık ilçesidir. Konya şehir merkezinde yer alan üç ilçeden biri olduğundan diğer iki ilçe olan Karatay ve Meram ile genel anlamda ortak bir tarihe sahiptir. İlçe, son yapılan kazılarda Neolitik Çağ’ın Konya’daki ilk yerleşimi kabul edilen Karatay ilçesinde yer alan Boncuklu Höyük (MÖ 8.500’ler) ile Çumra ilçesinde bulunan Neolitik dönemin dünya üzerindeki en önemli yerleşimlerinden Çatalhöyük’e yakın kabul edilebilecek bir uzaklıktadır. Karatay ilçesine bağlı İsmil mahallesi yakınlarındaki Dervişin Hanı mevkiinde bulunan yontulmuş taşlar, insanoğluna ait Konya’daki en eski tarihli taş aletler olarak kabul edilmektedir. MÖ  10.000’in ötesine tarihlenen bu taşların bulunduğu yer de Selçuklu ilçesine fazlaca uzak değildir. Uzmanlar, MÖ 10.000’e doğru küresel ısınma sonucunda (Holosen Çağ) buzulların erimesi ile birlikte insanların Anadolu’da yerleştikleri ilk yerlerden birinin Konya Ovası olduğunu belirtmektedirler. Eriyen karlar kapalı Konya ovasında devasa bir göl (Eski Büyük Konya Gölü)  oluşturmuştur. Bu gölün doğu sınırının Ereğli yakınları, batı sınırının ise Çatalhöyük civarları olduğu tespit edilmiştir. Eski Konya Gölü’nün son kalıntılarına ovanın düşük rakımlı bölgelerinden Hotamış Mahallesi civarlarında rastlamak mümkündür (Hotamış bataklığı-kamışlık-sazlık). Boncuklu ve Çatalhöyük’ü yerleşim olarak seçen Konya’nın bu ilk sakinlerinin Toroslardan inerek buraya yakın bir noktadan Eski Konya Gölü’ne dökülen Çarşamba Çayı’ndan su ihtiyacını, gölde balık, göl çevresindeki bataklıklarda kuş, diğer yakın bölgelerde ise kara hayvanlarını avlayarak beslenme gereksinimini karşıladıkları düşünülmektedir. Bu bilgiden hareketle; Epipaleolitik Çağ’ın sonları, Neolitik Çağ’ın başlarına tekabül eden bu dönemde Eski Konya Gölü’nün batısını kalıcı ikametgâh seçen dönem insanlarının bu noktaya günübirlik gidip gelebilme mesafesinde bulunan bugünkü Selçuklu İlçesi topraklarını yaşam alanı olarak kullandıkları rahatlıkla söylenebilir. 

Arkeolojik Kazılar

Selçuklu’da Kalkolitik Çağ’da (Maden Çağı MÖ 5500-3000) belirgin izler mevcuttur. Alâeddin Höyük (Alâeddin Tepesi) ve Sızma Höyük’te elde edilen bazı buluntular bu dönemin sonlarına tarihlendirilmektedir. Sızma Höyük’te 1941 yılında Remiz Oğuz Arık ve ekibi tarafından yapılan araştırmada Kalkolitik Çağ’dan başlayarak, Klasik Çağ’a uzanan geniş bir dönemi kapsayan keramik parçaları tespit edilmiştir.[260] Alâeddin Tepesi’nde devam eden arkeolojik kazı ve araştırmalarda üst üste yığılmış uygarlık kalıntılarından Erken Tunç Çağına (MÖ 3000) ait bolca malzeme bulunmuştur.  

Orta Anadolu’da devlet tarzı siyasi yapılanmalara MÖ 2000 civarlarında rastlanmaktadır.  Akad yazılı kaynaklarında Konya bölgesine karşılık gelen Puruşhanda isimli bir krallıktan bahsedilmektedir. Bazı tarihçiler bu krallığın başkentinin günümüzde Meram ilçesi sınırları içerisinde bulunan Karahöyük olduğunu ifade etmektedirler. Henüz netleşmemiş bu bilgiden hareket edildiğinde Selçuklu’nun MÖ 2.000 civarında Puruşhanda Krallağına bağlı bir bölge olduğu söylenebilir.

Başkentleri Çorum yakınlarındaki Hattuşa olan Hititler MÖ  XVII. yüzyılın ortalarından başlayarak büyük bir devlet kurmuşlar ve devletin sınırlarını kısa sürede Konya’yı da içine alacak şekilde genişletmişlerdir. Konya Hitit Devleti’nin güneyinde aşağı ülke olarak da adlandırdığı Tarhuntaşşa Eyaleti içerisinde yer almış ve bu eyalete başkentlik yapmıştır. Meram Hatıp Kayalıklarında keşfedilen anıt burasının eyalet başkenti olduğunu göstermektedir. Hititler; tarihteki ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması (MÖ 1280) ile sonuçlanan meşhur Kadeş Savaşından önce başkenti Tarhuntaşşa’ya taşımışlardır. Tarhuntaşşa Hititlerde ikinci başkent olma özelliğine sahiptir. Hititler döneminde ve öncesinde Konya ve civarlarında Luvi halkının yaşamakta olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı da Konya’ya Luvilerin Ülkesi manasında ‘Lukkavaniya’ denilmekteydi. Hititler, güçlü bir kültüre sahip olan bu halka büyük saygı göstermişler, yazışmalarda Luvi dilini kullanmışlar, onların yaşam biçimi ve kültürlerini devam ettirmelerine imkân sağlamışlardır. Bölge Hitit öncesinde olduğu gibi Hitit döneminde de Luvi ülkesi olarak adlandırılmıştır. Luviler kültürel varlıklarını Hititlerden sonra da yüzyıllar boyunca devam ettirmişlerdir. 

Hititler batıdan gelen göçlerle (Deniz Kavimleri Göçü-istilaları) MÖ 1200’lerde güçlerini kaybetmiş, parçalanmışlardır. Sonrasında Anadolu’da çeşitli bölgelerde Hititlerin devamı olan küçük krallıklar doğmuştur (Geç Hitit Krallıkları). Konya ve bölgesinde bu krallıklardan birinin bulunup bulunmadığı konusu tam olarak bilinmemektedir. Son yıllarda bölgede Hartapuş Krallığı’nın bulunduğu ile ilgili görüşler ağırlık kazanmıştır. 2019 yılında Çumra ilçesine bağlı Türkmenkarahöyük Mahallesi’nde bulunan bir stel ile Konya- Karaman arasında yer alan (Karaman sınırları içerisinde) Kızıldağ’da (Karadağ) tespit edilen kaya anıtı ve yazıtlar bu görüşü büyük oranda doğrulamıştır.  Konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir.  Bölgenin Hitit Devleti’nin yıkılmasından sonra Geç Hitit Krallığı olarak değerlendirilen Hartapuş Krallığı’nın hâkimiyetinde kaldığı kuvvetle muhtemeldir. Tarihin bu dönemi ile ilgili fazlaca bilgi ve bulgu bulunmamaktadır. Tarih bölgede ancak Frig dönemi ile yeniden aydınlanmaktadır. Friglerin MÖ  VIII. asır ortalarında Orta Anadolu’nun batısında siyasi bir güç hâline geldikleri, Hitit topraklarının önemli bir kısmını egemenliklerine aldıkları görülmektedir. 

Merkezleri Polatlı yakınlarındaki Gordion şehri olan Frigler Konya’ya "Kawania" ismini vermişlerdir. Bu isim zamanla değişimlere uğrayarak Roma döneminde ‘kutsal tasvir’ anlamına gelen ‘İkonium’a dönüşmüştür. Hem Alâeddin Tepesi’nde hem de Sızma Höyük’te Hitit ve Frig dönemine ait kalıntılar mevcuttur. Alâeddin Tepesi sonraki dönemlerde de yerleşim merkezi olmaya devam etmiştir. 

Doğudan gelen Kimmerler MÖ  VII. yüzyılda Orta Anadolu’da etkili olmuşlar, Frigleri mağlup ederek bölgeyi istila etmişlerdir. Bu savaşçı kavim, Lidyalılarla Asurluların kendileri ile yüz yıl kadar süren mücadeleleleri sonrasında etkisiz hale getirilmişlerdir. VII. yüzyılda Anadolu’nun Konya’yı da içine alan topraklarının Kızılırmak’a kadarki bölümü Lidyalıların eline geçmiştir. Lidyalılar ise bu toprakları MÖ  546’da doğunun güçlü devleti Perslere karşı yaptıkları savaşta kaybetmişlerdir. Persler, Büyük İskender’e mağlup oldukları MÖ  334-333’e tadar iki yüz yılı aşkın süre Anadolu’da hüküm sürmüşlerdir. Büyük İskender ve artçılı Seleukos Devleti ise bölgeyi MÖ  190’da Romalılara bırakmak zorunda kalmıştır. Bu tarihte Manisa yakınlarında yapılan savaşta (Magnesia Savaşı) Roma-Bergama ittifakına yenilen Seleukoslar sonrasında toparlanamamışlardır.  Romalılar bölgenin hâkimiyetini önce müttefikleri Bergama Krallığına bırakmışlar, ardından Galat Krallığına vermişlerdir. Bölgede asayişi sağlayamadığı gerekçesi ile MÖ  25’te Galat Krallığına son veren Romalılar bu tarihten sonra Konya’yı da içine alan coğrafyayı merkezî hükûmete direkt olarak bağlamışlardır.  Romalılar Selçuklu ilçesi dahil olmak üzere Anadolu üzerindeki hâkimiyetlerini Türklerin gelişine kadar (XI. yüzyıl) sürdürmüşlerdir. 

Selçuklu’da Romalıların büyük önem verdikleri yerleşim birimlerinin olduğu görülmektedir. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz ‘İkonion’ idi. Romalılar döneminde Konya ve civarlarının merkez şehri Alâeddin Tepesi merkezli İkonion şehri idi. İkonion,  Roma’nın ‘Hıristiyanlığı’ din olarak kabul etmesinden sonra aynı zamanda bir dinî merkez olarak görülmüştür. 

Gerek Prehistorik Çağlar, gerekse Tarih Çağları boyunca insanoğlunun yerleşim alanı olarak kullandığı noktalarda ‘güvenlik-su-gıda’ üçlüsünü zorunlu gereksinim olarak kabul ettiği ve üç olmazsa olmaz ihtiyacını karşıladığı alanları yurt edindiği bilinmektedir. Selçuklu, bu ihtiyaçlara cevap verebilecek doğal bir konum ve zenginliğe sahiptir. Şehrin savunması Gevale Kalesi, Alâeddin Tepesi İç Surları ve şehir dış surları ile sağlanırken, su ve beslenme ihtiyacı Sille Çayı başta olmak üzere ilçenin batı ve kuzeyinde yer alan yükseltilerden doğan kaynak sularıyla karşılanmıştır. 

Bu gerçeklerden yola çıkarak tarih öncesinden başlamak üzere Konya’nın binlerce yıllık kadim insan yurdu olmasında Selçuklu İlçesi doğal imkânlarının büyük öneme sahip olduğu söylenebilir. Büyük uygarlıkların kurulmaya başladığı dönemlerde beldelerin kurulup gelişmesinde ‘ulaşım’ da önemli bir rol oynamıştır. Selçuklu İlçe sınırları içerisinden geçen Kral Yolu, bölgenin coğrafik konumunu ön plana çıkarmış, stratejik önemini artırmıştır. 

Sille Mahallesi

Selçuklu İlçesine bağlı bir mahalle olan Sille, tarihî misyonu itibarıyla farklı bir konuma sahiptir. Konya şehir merkezine 8 kilometre uzaklıkta bulunan Sille, Erken Hıristiyanlık döneminin önemli merkezleri arasında yer almaktadır. Hıristiyanların büyük değer verdiği Aziz Paulos’un Hıristiyanlık Tarihinde kutsanan tebliğ ve mücadele yolculuklarında Sille’ye uğradığı yüksek ihtimal olarak zikredilmektedir.  Sille’de bulunan kayaya oyulmuş kilise, şapel ve hücrelerden oluşan Ak Manastır (Aziz Charilton) dünyanın ilk manastırları arasında gösterilmektedir. 

Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, Kudüs’e yaptığı hac yolculuğu sırasında uğradığı Sille’de Aya Elena Kilisesini inşa ettirmiştir. (MS. 327) Dönemin mimari özelliklerini yansıtan 1700 yıllık bu mabet inançların ve uygarlıkların önemli bir mirası olarak kabul edilmektedir. 2012 yılında aslına uygun bir şekilde restore edilen Aya Elena Kilisesi, her inançtan insanın ziyaret ettiği tarihi bir mekân hâline gelmiştir.  Roma ve Bizans İmparatorlukları döneminde hac ibadeti için Kudüs’e gitmek üzere yola çıkanların önemli duraklarından biri Sille olmuştur.  

Selçukluların Konya’yı fethetmesi hem Türk Tarihi hem de Dünya Tarihi açısından yeni bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasındaki Türk Birlikleri Malazgirt Zaferinden (1071) birkaç yıl sonra Orta Anadolu’ya düzenledikleri akınlarda Konya ve çevresini fethederek Marmara’ya kadar ulaşmışlar ve akabinde İznik’i alarak başkent yapmışlardır. I.Haçlı seferinde İznik’te tutunamayacağını anlayan I.Kılıçarslan geri çekilerek Konya’yı kendine merkez yapacak şekilde bir savunma çizgisi oluşturmuştur. Konya 1097 yılında başkent yapılmış ve Türkiye Selçuklularının sahip olduğu tüm coğrafya bu tarihten sonra artık Alâeddin Tepesi’nde bulunan saraydan yönetilmeye başlanmıştır. Anadolu Selçukluları idari merkezlerini şehrin savunması açısından olmazsa olmaz konumda olan ‘İç Kale’nin bulunduğu tepe olarak belirlemişlerdir. Bugün ‘Alâeddin Tepesi’ olarak bildiğimiz tepenin üzerinde aşılması zor bir kale ve içerisinde idari yapılar yer almaktaydı. Selçuklular tepeye mabetlerini (Alâeddin Camii), mabedin eteğine ise idari merkezlerini (Saray) inşa etmişlerdir. Caminin yukarıda, sarayın ise aşağıda inşa edilmesi, Selçuklu hükümdarlarının dine duydukları saygının tezahürü olarak değerlendirilmektedir.  Selçuklular şehri insanların ihtiyaç duyabilecekleri her ihtiyacın karşılanabileceği imkânlara kavuşturmuşlardır. Yeni bir medeniyet Konya’da neşvünema bulmuştur.  Konya, Türkiye Selçuklularının parlak döneminde Türk coğrafyasındaki en ihtişamlı şehri olarak bilinmiştir.  Hanlar, hamamlar, camiler, medreseler, külliyeler, çeşmeler, caddeler, meydanlar ve daha nice eserlerle şehri Türk-İslam uygarlığının başşehri hâline getiren Selçuklular bir daha ayrılmamak üzere yurt edindikleri Anadolu’ya mühürlerini Konya’dan başlayarak vurmuşlardır. Bugünkü Selçuklu ilçesinin sahip olduğu sınırlar içerisinde Selçuklulara ait yüzlerce eser bulunmaktadır.

Selçukul Devleti

Türkiye Selçuklu Devleti, günümüzde Sivas’ın Suşehri ilçesi yakınlarında 3 Temmuz 1243’te yapılan Kösedağ Muharebesi’nde Moğollara yenildikten sonra zayıflamış ve 1308’de tarih sahnesinden silinmiştir. Bu tarihten sonra Türkiye Selçuklularının mirasını Karamanoğulları sahiplenmiş ve Konya’yı beyliklerinin merkez şehri yapmışlardır.  Konya,  Karamanoğlu Beyliği döneminde, Moğol baskılarına rağmen yeniden toparlanmasını bilmiştir. Karamanlıların Konya ve bölgesine büyük hizmetleri olmuştur. Karamanoğulları’nın Konya’da 1.5 asrı aşan hâkimiyetine Anadolu’nun batı sınırında kurdukları beyliği devlete dönüştürmeyi başaran Osmanlılar son vermiştir. Fatih Sultan Mehmet, 1467 yılında bir sefer düzenleyerek Karamanoğlu Beyliği’nin varlığına son vermiş ve Konya’yı Osmanlı Devleti’ne dâhil etmiştir. 

Osmanlılar da Konya şehrine büyük önem vermişlerdir. Konya, çevresindeki illerle birlikte (Konya, Karaman, Aksaray, Antalya, Nevşehir, İçel, Niğde, Kayseri, Maraş) Osmanlı Devleti’nin dördüncü eyaleti olmuştur.  Konya, Karaman Eyaleti olarak adlandırılan bu yeni eyaletin başkenti yapılmıştır. Bazıları sonradan padişah olan çok sayıda şehzade Konya’da yetişmiştir.[261]

Selçuklu İlçe Oldu

Osmanlı’nın son döneminde diğer merkezlerde olduğu gibi Konya’da da savaşlar, kıtlıklar, yokluklar nedeni ile sıkıntılı yıllar yaşanmış, şehir eski ihtişamından çok şey kaybetmiştir. Kurtuluş mücadelesinin önemli merkezlerinden biri olan Konya, Cumhuriyet dönemi ile birlikte yeniden değer kazanmış, büyümüş, gelişmiştir. Selçuklu başkenti, Osmanlı Eyalet Merkezi Konya;  tarım, sanayi ve turizmde büyük ilerlemeler kaydetmiş, kısa sürede ülkemizin önde gelen şehirlerinden biri olmayı başarmıştır.  20.06.1987 tarih ve 3399 sayılı Kanunla Büyükşehir statüsüne kavuşan Konya’da il merkezi;  Karatay, Meram ve Selçuklu adları ile üç ilçeye bölünmüştür. Selçuklu, 08.08.1988 tarihinde mülki taksimat içerisinde ‘ilçe’ olarak yer almıştır. İlçede ilk belediye başkanı 26 Mart 1989 tarihinde yapılan yerel seçimlerde belirlenmiştir. İlk belediye başkanı İsmail Öksüzler’dir. Sonra sırasıyla Adem Esen, Uğur İbrahim Altay ve Ahmet Pekyatırmacı belediye başkanı seçilmişlerdir. Uğur İbrahim Altay 2018 yılından itibaren Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev almıştır. Selçuklu’nun hızlı bir gelişim göstermesinde 1960’lı yıllarda açılan Nalçacı Caddesi, 1975’te o günkü şehir merkezine yaklaşık 20 km uzaklıkta kurulan Selçuk Üniversitesi ve 1976 yılında kurulan I. Organize Sanayi Bölgesi’nin katkısı büyük olmuştur. Bu atılımlardan sonra Konya şehrinin yeni gelişim alanı bu yöne kaymış ve Selçuklu kısa süre içerisinde ilin en kalabalık ilçesi hâline gelmiştir. Selçuklu, tarihî misyonunun yanında, ilin yüksek binalarının, geniş caddelerinin, büyük iş merkezlerinin yer aldığı modern bir ilçe olma hüviyetine da sahiptir. 

Sayfa /

Kaynakça

  • [260]

    BAHAR, Hasan, Konya’nın Kırk Höyüğü, Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, sayı 271,  s.134

  • [261]

    Karaman Eyaleti, https://www.academia.edu