Bu Maddeye Atıf Yap
Daru'l Mülk Konya
Akşehir Tarih
Sultan Dağları’nın yamaçlarında verimli bir ova üzerine kurulu, Nasreddin Hoca’nın ‘Dünyanın ortası’ diye tarif ettiği Akşehir, tarihin her döneminde önemli bir merkez olmuştur. İlçe, İlk Çağ’da Kral Yolu, Orta Çağ’da ise İpek Yolu’nu güzergâhında bulunması nedeniyle değer kazanmıştır. Akşehir, tarih boyunca iyi bir ticaret, kültür ve tarım merkezi olmuştur.
Yapılan yüzey araştırmalarında ilçenin Neolitik Çağ’dan (Cilalı Taş Devri) başlamak üzere bir yaşam merkezi olduğu tespit edilmiştir. Akşehir’in Göl Yolu ve Ortaca Yörük Mezarlığı’nda yapılan araştırmalar bölgede tarihin MÖ 7.000-5.500 yılları arasına kadar uzandığını göstermektedir. Kalkolitik Çağ’dan hayat izlerine ise Tombaktepe, Pelitler, Nazir (Nadir), Akayıt (Üçhöyük), Delihasan ve Altuntaş Karahöyük’te rastlanmıştır (MÖ 5.500-3.000/Kalkolitik-Maden Çağı).
Orta Anadolu’da devlet yapılanmalarının başladığı MÖ 2000 sonrasına gelindiğinde ise Akşehir ve çevresinde Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait kalıntılar dikkat çekmektedir. Bu döneme (MÖ 2000-1.700) tarihlenen eserler Akşehir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Akşehir Hititler döneminde devlet topraklarının batı sınırında bulunmaktaydı. Hititler bu bölgeye Pitaşşa adını vermişlerdir. Pitaşşa, doğu ve güneyinde Hititlerin Tarhuntaşşa (Konya şehir merkezi ve güneyi) adını verdikleri idari bölge, batıda ise Arzawa Konfederasyonu’na bağlı yerel krallıklarla komşu idi. Bölge Hititler için batıda büyük güç hâline gelen Arzawa Konferardasyonu ile sınır olmasından dolayı stratejik bir öneme sahipti. Akşehir ilçe sınırları içerisindeki höyüklerde Hitit dönemine (MÖ XVII-XII. yüzyıllar arası) ait küp ve gaga ağızlı testiler bulunmuştur.
Akşehir’in Hititlerden sonra bölgeye hâkim olan Frigyalılar dönemindeki (MÖ VIII – VII.yüzyıl) tarihi ise daha somut belgelere dayanmaktadır. Frigya’nın meşhur kralı Midas’ın adını taşıyan ‘Midas’ın Çeşmesi’ ilçeye bağlı Ulupınar Köyü’ndedir. Bölgeye Friglerden sonra Lidyalılar, onlardan sonra ise Persler hâkim olmuşlardır. Perslerin Anadolu’nun tamamına yakın bölümünde MÖ 546’da başlayan hâkimiyeti, Makedonların Anadolu’ya geçtikleri MÖ 334’e kadar sürmüştür.
Büyük İskender’in Persleri mağlup edip tüm Anadolu’yu ele geçirmesi ile birlikte bölgede Helenistik Dönem başlamıştır. Tarihçiler eldeki bilgi ve bulgulardan hareketle bugünkü Akşehir’in Makedonya kökenli Philomelos adlı bir Makedon yöneticisi (veya komutanı) tarafından Philomeion adıyla bu dönemde kurulduğunu tahmin etmektedir. Philomelion, "tamamıyla ovadır" anlamına gelmektedir. Bölgedeki Makedon tarihi esas alındığında bugünkü ilçe merkezi Akşehir’in MÖ 3’üncü Veya 2’nci yüzyılda kurulduğu söylenebilir. Akşehir ve çevresindeki höyüklerde bu döneme ait çok sayıda çanak ve çömlek bulunmuştur. Büyük İskender’in ölümünden sonra (MÖ 323) elde edilen topraklar onun komutanları tarafından bölüşülmüştür. Akşehir, Komutan Seleuskos’un payına düşmüştür. İlçe, 1.5 asra yakın süre Seleukos İmparatorluğuna bağlı bir yerleşim merkezi olmuştur.
Akşehir, Makedonların (Seleukos İmaratorluğu) Roma-Bergama ittifakına yenilmesinin (Magnesia-Manisa Savaşı-MÖ 190) ardından Apameia (Dinar) Anlaşması (MÖ 188) ile Bergama Krallığı’nın eline geçmiştir. Bergama kralı III. Attalos’un ölmeden önce topraklarını MÖ 133 yılında vârisi kalmadığından dolayı müttefiki olan Romalılara bağışlaması üzerine bölge savaşsız bir geçişle Roma Devleti’ne geçmiştir. Romalılar, MÖ 129 yılında Anadolu’da Asia Eyaletini (Provencia Asia) kurarak hâkimiyetlerini pekiştirmişlerdir. Akşehir, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile birlikte coğrafya gereği Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde yer almıştır. Roma ve Bizans dönemindeki şehir kalıntılarının büyük bölümü Akşehir Deresi’nin getirdiği alüvyonlar altında kalmıştır. İlçe ve civarlarında bulunan bu döneme ait çok sayıda arkeolojik buluntu, yapılarda kullanılan mimari parçalar, mezar stelleri Akşehir Müzesi’nde sergilenmektedir.
İlçe, İslam Devleti’nin Anadolu seferleri döneminde birkaç kez Müslümanlar tarafından ele geçirilmişse de bu fetihler kalıcı olmamıştır. Müslüman Araplar bu dönemde şehre ‘beyaz şehir’ manasında ‘Belde-i Beyza’ ismini vermişlerdir. Akşehir’de kalıcı İslam hâkimiyeti Türklerle başlamıştır. Akşehir, Türkiye Selçuklu Devleti kurucusu Süleyman Şah tarafından 1070’li yılların ortalarında Türk toprağı yapılmıştır. Başkent Konya’ya yakınlığı ve Doğu Roma başkentine (İstanbul) giden yolun üzerinde olması Akşehir’i önemli bir merkez ve askerî garnizon hâline getirmiştir. Akşehir, Türkiye Selçukluları döneminde haçlı seferlerinin de hedefinde olmuştur. Selçuklu payitahtı Konya’ya batıdan ulaşan yol güzergâhındaki Akşehir, bu seferler sırasında birçok kez işgale uğramış ve yağmalanmıştır.
XIII’üncü yüzyılda Anadolu’da başlayan Moğol işgalinin Akşehir tarihinde önemli bir yeri vardır. İlçe, 1262’de Moğollar tarafından yapılan Kırşehir katliamı sonrası Ahilerin ve isyanları (Moğollara isyan) üzerine takibata uğrayan Türkmenlerin göç ettikleri bir sığınak hâline gelmiştir. Ahi Türkmenler, çok azı günümüze kadar ulaşabilen birçok eser inşa etmişlerdir. Akşehir’e yerleşen ilim ehli ve sanat erbabı çok sayıda Türkmen, ilçenin gelişip büyümesine katkı sağlamıştır.
1243’te (Kösedağ Savaşı) Moğollara mağlûp olmasından sonra Türkiye Selçuklularında başlayan dağılma süreci Anadolu coğrafyasında yeni siyasi hareketlenmeler meydana getirmiştir. Bu süreçten yararlanan Eşrefoğlu Beyi Mübaruziddin Mahmut, Akşehir ve civarlarını kendi beyliğine (1290) katmıştır. Hamidoğulları Beyi Timurtaş, 1326 yılında Mübaruziddin Bey’i öldürerek bölgeye hâkim olmuştur. Türkiye Selçuklularının 1308’de dağılması üzerine, Konya’yı alarak Selçuklu tahtı üzerinde hak iddia eden Karamanoğulları ile Hamidoğulları arasında paylaşılamayan Akşehir birçok kez el değiştirmiştir. Karamanoğulları’ndan gelen saldırılardan korunmak için Osmanlı Devletiyle yakınlaşan Hamidoğulları bölgeyi ancak Osmanlıdan aldığı destekle elde tutabilmiştir.
Akşehir’in Osmanlı Devleti ile ilk münasebeti I.Murat (Hüdavendigâr) zamanında olmuştur. I.Murat 1381’de Hamidoğlu Hüseyin Bey’den Akşehir ve civarlarını kendilerine dışarıdan gelebilecek (özellikle Karamanoğlu) saldırılardan korumak şartı ile 80 bin altın karşılığında satın almıştır. Karamanoğulları bu alışverişten büyük rahatsızlık duymuştur. 1402’de Yıldırım Bayezid’in Timur’a yenilmesi ile (Ankara Savaşı) Akşehir Timur tarafından Osmanlıların hasımı olan Karamanoğullarına geri verilmiştir. Akşehir, Osmanlıların Çelebi Mehmet ile yeniden toparlanmasından sonraki yaklaşık yarım asırlık süreçte uç bölgede bulunması hasebi ile iki büyük gücün (Osmanlı-Karamanoğlu) karşı karşıya geldiği bir coğrafya olmuştur. Sık sık el değiştiren Akşehir Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğlu Beyliği’ni tamamen ortadan kaldırmak amacıyla düzenlediği seferden (1467) sonra kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Akşehir ve civarları, Osmanlı döneminde merkezi Konya olan Karaman Eyaletine bağlı bir coğrafya olmuştur.
Anayol güzergâhında olduğu için doğuya sefere çıkan Osmanlı orduları Akşehir’den geçmekteydi. Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nde (1514), IV. Murat’ın Bağdat Seferi’nde (1638) orduları ile birlikte Akşehir’de konakladıkları bilinmektedir.
Akşehir Osmanlı hâkimiyetiyle asırlar sürecek bir huzur iklimine kavuşmuştur. Bu huzuru rahatsız eden tek örnek Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu’nun şehri ele geçirmesidir (1832). Kışı ilçeye bağlı Bozlağan ve Tekke Köylerinde geçiren ordu, daha sonra Osmanlı ile anlaşmanın sağlanması üzerine geri çekilmiştir (1833).
XVI. yüzyılda Akşehir sancağı merkezinde bulunan 42 mahallenin büyük kısmının adlarını; mescit, zaviye-tekke kurucuları ve aşiret isimlerinden aldığı görülmektedir. Ahi Celâl, Ahi Mahmut, Ahi Reis, Ahi Yadigâr, Ali Gege, Altın Kalemlu, Bazar-ı Balık, Bazarbaşı, Bezirhane, Hoca Ömer, Medrese gibi… Akşehir’in 1501 tarihli ilk dönem Osmanlı Tahrir Defterlerindeki nüfusu 2.570-3.000 arası görünmektedir. İlçenin nüfusu 1584’te 7000’i, XIX. asrın sonlarında ise 8.500’ü aşmıştır. 1525’te şehirde elli altı dükkân, on sekiz han, bir bozahâne, bir mumhâne, on bir değirmen, dört cami, kırk altı mescit, üç medrese, altı zâviye, yedi çeşme ve altı hamam bulunmaktaydı.
İlçede bulunan eserlerin büyük bölümü Selçuklu eseridir. Osmanlılardan günümüze kalan tek eser İmaret Camiidir. Akşehir, Türk hâkimiyetinde gelişmiş, büyümüş ve Nasreddin Hoca gibi dünya çapında tanınan şahsiyetler yetiştirmiştir. Seyyid Mahmud Hayrani, Nimetullah Nahçıvani gibi din bilginleri Akşehir'e göç ederek bu toprakları ilim ve kültür merkezi hâline getirmişlerdir.
Akşehir’in yeni Türk Devletinin kurulmasındaki rolü ise çok daha büyüktür. Mondros Ateşkes Anlaşması ile Anadolu’nun dört bir tarafı itilaf devletlerine pay edilmiştir. İtalyanlar, mütareke gereğince Akşehir’e gelerek ilçeyi işgal etmişlerdir. İtalyanlar genellikle Hıristiyan mahallelerindeki evlere yerleşmişlerdir. Ancak işgal günleri uzun sürmemiştir. İlçenin işgalcilerden kurtulma hadisesi ilginçtir. İşgalci askerlerin Çınaraltı Mescidi avlusundaki çınarın üstünde yuvalanan leyleğe açtıkları ateş, Akşehirlileri sokağa dökmüştür. Ayaklanan Akşehirlilerden korkan İtalyanlar şehri terk etmek zorunda kalmışlardır.
Ancak Anadolu'nun topyekûn kurtuluşu bu kadar kolay olmamıştır. Mustafa Kemal Paşa, 18 Kasım 1921’de Garp Cephesi Karargâhını Akşehir’e nakletmiştir. Akşehir bu kararla Kurtuluş Savaşının en önemli merkezi hâline gelmiştir. İsmet (İnönü) Paşa ilçede uzun süre kalmış, Kurtuluş Savaşı’nın planları Akşehir’de hazırlanmıştır. Mustafa Kemal Paşa sık sık ilçeye gelerek ordu komutanlarıyla birlikte savaş stratejisini burada geliştirmiştir. Büyük bölümü bu süreçte olmak üzere Atatürk, 22 defa ilçeye gelmiş ve toplamda 54 gün kalmıştır.6
Büyük Taarruz’un planlarına son nokta Akşehir’de konulmuş, ordu ve komuta kademesi cepheye 24 Ağustos 1922’de Akşehir’den uğurlanmıştır. Şanlı bir zaferle sonuçlanan büyük mücadelenin hareket günü olan 24 Ağustos Akşehir’de ‘şeref günü’ olarak kutlanmaktadır.

