Tarih, çerçevesi tam olarak çizilemeyen geniş bir bilim dalıdır. Şehir tarihlerinin Jeolojik Tarih ve Kültürel Evrim Tarihi başlıklarında ele alınması, onları daha iyi tanıma açısından fayda sağlayacaktır.
1-JEOLOJİK TARİH
Bilim insanlarının 4.5 milyar yaşın üzerinde olduğunu tahmin ettiği dünya üzerinde insanların ne zaman yaşamaya başladığı bilinmemektedir. Kutsal kitaplar ve bilimsel çalışmalardan yola çıkılarak bazı tahminlerde bulunulmaktadır. Dünya tarihinde insan hayatına yön veren Pleistosen (Buzul) Çağı ve Holosen (Sıcak) Çağı olmak üzere iki ayrı jeolojik evre bulunmaktadır. Her iki dönem ‘Orta Taş Çağı’ ile birbirinden ayrılmaktadır. Holosen Dönemde, küresel ısınmanın yol açtığı iklim değişiklikleri nedeni ile buzullar erimiş ve böylece dünya üzerinde insanoğlunun yaşayabileceği yeni coğrafyalar ortaya çıkmıştır. İnsanlar, iklimin yaşanmaya müsait hâle geldiği bu yeni coğrafyalara doğru yayılarak yeni yurtlar edinmiştir. Bu hareketlilik, dünya (insanlık) tarihinin önemli hadiselerinden biridir. Jeolojik Tarih’te Holosen Dönem, Kültürel Evrim Tarihinde ise yazının icadı milat olarak kabul edilmektedir. Yazının icadından öncesine ‘Tarih Öncesi Dönem’, yazının icadından sonrasına ise ‘Tarih Dönemi’ adı verilmiştir.
Yapılan arkeolojik kazılar ve bilimsel çalışmalardan Konya’da insan yaşamının her iki dönemde de var olduğu anlaşılmaktadır. Yaygın görüş, küresel ısınma ile birlikte son buzul çağının (Pleistosen) Yakındoğu’da MÖ 20.000/18.000 ile MÖ 10.000/9.000 yılları arasında sona erdiği şeklindedir. Isınmadan daha ziyade kuzey yarım küre etkilenmiş, insanoğlunun güneyden kuzeye göçü hızlanmıştır. Göç eden insanların Türkiye coğrafyasındaki ilk adresi Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz bölgeleri olmuştur. Göç, sonraki süreçte Konya’nın da içinde bulunduğu Orta Anadolu’ya doğru genişlemiştir.
Küresel ısınma ile birlikte buzlar erimiş, yeryüzünde pek çok lokasyonda (özellikle çukur alanlar ve ovalar) su birikintileri oluşmuştur. Konya ve civarları da bu gelişmelerden nasibini almış, bölgede insan yaşamına uygun ortamlar oluşmaya başlamıştır. Zamanla suların, ovanın düşük rakımlı alanlarına çekilmesi ile büyük bir göl meydana gelmiştir. Bölge şartlarında bu değişimin MÖ 14 bin ile MÖ 10 bin yılları arasında gerçekleştiği düşünülmektedir. Konya Ovası’nın eskiden deniz veya göl olduğu şeklindeki söylentiler buradan gelmektedir. Yapılan araştırmalar, ‘Eski Konya İç Denizi’ veya ‘Büyük Konya Gölü’ adı verilen bu büyük su birikintisinin ortalama derinliğinin 15-20 metre, büyüklüğünün ise 4.300 kilometrekare civarında olduğunu göstermektedir.[2]
Konya, Çumra, Karaman, Ereğli ve Karapınar ovalarının bir kısmını içine alan bu eski göl, iklim değişikliği (ısınma) nedeniyle zamanla küçülerek kaybolmuştur. Eski göl kalıntılarına (bataklık-kamışlık) günümüzde ovanın en düşük rakımlı bölgesi olan Hotamış Mahallesi civarlarında rastlanmaktadır. Beyşehir Gölü, Akşehir Gölü, Suğla Gölü ve Akgöl de bu dönemde meydana gelmiştir. Çöküntü alanlarında oluşan bu su birikintileri zamanla insan yaşamına elverişli ortamların doğmasına sebep olmuştur. Konya ve civarlarında ilk insan izlerine bu su birikintilerinin kenarlarında rastlanmıştır.
Konya tarihinin daha iyi anlaşılabilmesi için Konya Kapalı Havzasını bütüncül olarak ele almak gerekmektedir. Zira bugünkü il sınırları bölgenin tabii sınırları değildir. Havza illerinden Konya, Karaman ve Aksaray coğrafyadan kaynaklanan ortak bir tarihe sahiptir. Genel anlamda havzaya bakıldığında MÖ 10.000’e doğru başlayan Holosen Çağ (halen içerisinde bulunduğumuz jeolojik çağ) ile örtüşen bir insanlık tarihi söz konusudur.