1071 yılı, Türkler için önemli bir milattır. Kavimler Göçü’nden başlayarak (M.S.374-75) Türklerin yolu birçok kez Anadolu’dan geçmiştir. Müslüman Türklerin Anadolu macerası Büyük Selçuklu Devleti kurucularından Çağrı Bey’in 1015-1021 yılları arasındaki Anadolu keşifleri ile başlamıştır. Tuğrul Bey komutasındaki Büyük Selçuklu ordusunun 1048’de Bizans’a karşı kazanmış olduğu Pasinler Meydan Muharebesi Türklerin batı istikametli yürüyüşünü hızlandırmıştır. Konya’nın Türklerle ilk teması ise 1069 yılında olmuştur. Anadolu’ya akınlar düzenleyen Sultan Alparslan emrindeki Selçuklu komutanlarından Afşin Bey, Bizans Theması (Karakol şehri) İkonium’u da kuşatmıştır. Emir Afşin ve maiyetindekiler Likaonya (Konya ve civarları) bölgesine girip o havali şehirlerini ve bilhassa Anadolu’nun merkezi olan meşhur Konya şehrini tahrip etmişlerdir.[50] Ancak buraya uzun süre hakim olamayan Selçuklular aldıkları yerleri Bizans ordusuna bırakıp geri çekilmek zorunda kalmışlardır.[51] Konya ve Anadolu’nun diğer bazı şehirlerine yapılan bu ve benzeri akınların keşif ve Bizans’ın gücünü deneme amacı taşıdığı bilinmektedir. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 1071’de güçlü Bizans Ordusuna karşı kazanmış olduğu Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. Bu tarihten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Türkleri dünya gücü olmaya götüren yolun başlangıç noktası Malazgirt olarak kabul edilmektedir.

Dukak (Tukak) oğlu Selçuk Bey’in kurucusu olduğu Selçuklu Devleti’nde taht kavgaları kurucu Selçuk Bey’in torunları döneminde başlamıştır. Selçuk Bey’in oğullarından Mikail ile Arslan Yabgu’nun soyundan gelenlerin mücadelesi genelde Anadolu’nun özelde ise Konya’nın tarihinde önemli rol oynamıştır. Taht kavgasından Mikail’in oğulları Tuğrul ve Çağrı Bey, sonrasında ise Çağrı Bey oğlu Alparslan galip gelmiştir. Arslan Yabgu’nun nesline ise şanslarını farklı bölgelerde denemek kalmıştır. Mücadelenin akıbeti Arslan Yabgu’nun torunlarının Anadolu’ya geçerek Konya’yı kendilerine başkent yapmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu tarihten sonra (1097) Selçuklu hanedanının Türkiye kolu yükselişe geçmiş, diğer kollar ile merkezî devlet (Büyük Selçuklu) gerilemiştir.
Süreçte Alparslan’ın Kutalmış’ı bertaraf etmesi kırılma noktası olarak kabul edilebilir. Mikâil’in torunu Alparslan’ın, babasının amca oğlu olan (Arslan Yabgu’nun oğlu) Kutalmış ile verdiği taht kavgası Alparslan’ın lehine sonuçlanmış, bu mücadele (1064) Kutalmış hayatını kaybetmiştir. Alparslan, büyük devlet adamı Nizamülmülk’ün tavsiyesi üzerine (devletin bekası için) Kutalmış’ın çocuklarını öldürmemiş bir süre gözetim altında (hapis) tutmuştur. Bir süre sonra Diyarbakır, Urfa, Birecik bölgesinde görülen Kutalmışoğullarının bu bölgeye tam olarak hangi tarihte, ne şekilde geldikleri tam olarak bilinmemektedir. Tarihçilerin bir kısmı bu hadiseyi Sultan Alparslan’ın ölümü (Eylül 1072) ile irtibatlandırmaktadır. Kutalmışoğullarının, Alparslan’ın beklenmeyen ani ölümü üzerine oluşan kargaşayı fırsata çevirmiş olabilecekleri düşünülmektedir. Bir sefer sırasında ele geçirilen Barzem Kalesi komutanı Yusuf Harizmî Sultan’ın huzuruna çağrılırken çizmesinde sakladığı bıçakla Alparslan’ı yaralamış, Alparslan aldığı yara sonucu dört gün sonra hayatını kaybetmişti. Alparslan’ın ölümü üzerine oğlu Melikşah Sultanlığını ilan etmişse de amacası Kavurt Bey onun sultanlığını kabul etmemiş, ikisi arasında 17 Nisan 1073 tarihinde çıkan savaşta Melikşah galip gelmiştir. Kutalmışoğullarının, Alparslan’ın ölüm tarihi ile Melikşah’ın sultanlığını kabul ettirdiği Nisan 1073 tarihi arasındaki süreçte oluşan otorite boşluğundan yararlanarak gözetim altında tutuldukları yerden kaçarak veya ailede durum üstünlüğü sağlamayı hedefleyen Melikşah tarafından salıverilerek güneye gelmiş olabilecekleri varsayılmaktadır.
Kutalmışoğlu Süleymanşah ve kardeşleri Urfa, Hatay, Antakya civarlarında tutunmaya çalışmışlarsa da bölgedeki güç dengeleri kendilerine böyle bir imkân doğurmamıştır. Bunun üzerine isabetli bir karar alarak beraberlerindeki Türkmenlerle birlikte Anadolu’nun içlerine doğru harekete geçmişlerdir. Bu yıllarda Malazgirt’te büyük hezimet yaşayan Bizans İmparatorluğunda kargaşa hakim olduğundan, Bizans içlerine akın düzenlemek isteyen Selçuklu Emirlerine izin verildiği ve hatta teşvik edildiği bilinmektedir.
![]() |
Sultan Muhammed Alparslan’ın yaralandıktan sonra şu sözleri söylediği rivayet edilmektedir: “Her nereye yönelsem ve hangi düşman üzerine yürümek istesem, daima Allah’tan yardım dilerim. Dün bir tepeye çıktım. Ordumun azametinden ve askerlerimin çokluğundan dolayı altımda yer titriyordu. Kendi kendime, ‘Ben bütün dünyaya hükmeden biriyim, bana hiç kimsenin gücü yetmez’ dedim. Bu yüzden Allah Teâla beni yarattıklarının en zayıfı karşısında âciz bıraktı. Allah’tan mağfiret diler ve bu düşüncemden dolayı beni affetmesini niyaz ederim.” (İbnü’l Esir, Cilt 10, 79). |
| Sultan Muhammed Alparslan |
