Eski çağlardan bu yana insanlar konaklayacağı, mekân tutacağı veya yerleşeceği bölgede su kaynaklarının varlığını, gıdaya ulaşılabilirliği ve güvenliği ön planda tutmuştur. Meram tüm bu ihtiyaçları karşılayabilecek imkânları bünyesinde barındıran bir ilçedir. Konya’ya can veren su kaynaklarının büyük kısmı Meram bölgesinde bulunmaktadır. Meram Çayı yüzyıllar boyunca Konya şehir merkezi ve civarlarında yaşayan insanlara hayat kaynağı olmuştur. Meram’da su sadece içme amaçlı kullanılmamış, Çay’ın kenarındaki verimli topraklarda tarım da yapılmıştır. İlçenin kuzeyindeki dağlık alan ise eski dönemlerin avcı-toplayıcı topluluklarını cezbetmiştir. 

MÖ 9.000-5.5000 yılları arasını kapsayan Cilalı Taş Devri’nde (Neolitik Dönem) insanlar hem avcılık ve toplayıcılık, hem de küçük çaplı tarım faaliyetleri ile hayatlarını idame ettirmekteydiler. Meram’a yaklaşık olarak 50 kilometre uzaklıktaki Çatalhöyük, Neolitik Dönemin dünya üzerindeki en önemli merkezlerinden biridir. Çatalhöyük’te tarih MÖ  7.000’den önceye uzanmaktadır. Çatalhöyük Meram’ın komşu ilçesi Çumra’nın sınırları içerisinde yer almaktadır. Zira Çatalhöyük’ten daha eski olan Karatay İlçesi sınırları içerisindeki Boncuklu Höyük de Meram’a fazlaca uzak değildir. İnsanların Boncuklu Höyük’e Çatalhöyük’ten yaklaşık 1000 yıl önce yerleştikleri belirlenmiştir. Bu iki tarihî yerleşime o günkü şartlarda bir günlük zaman dilimine sığabilecek yakınlıkta olan Meram’a bu tarihlerden itibaren insan ayağının değdiği söylenebilir. Buradan bakıldığında Meram ilçesinin en az 10 bin yıllık bir insanlık tarihinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Boncuklu Höyük ve Çatalhöyük’ü yurt edinen bölgenin ilk sakinleri bir taraftan Konya ovasının kendilerine sunduğu cömertliklerden yüzyıllar boyu istifade ederken diğer taraftan yakın çevreye dağılmışlardır. Bu dönem insanlarının keşfettikleri yeni yerleşimlerin başında Meram gelmektedir. Meram ilçe merkezinin güneyinde, Toros Dağlarının başlangıç noktası olarak kabul edilebilecek bir mevkide yer alan Hatıp Mahallesi’nde bulunan Hatıp Höyük ve civarlarında Neolitik döneme uzanan tarihi belgeleyen kalıntılara rastlanmıştır. 

Meram ilçesine bağlı olan ve ilçe merkezine (güneyinde) yaklaşık olarak 40 kilometre uzaklıkta bulunan Kayadibi (Girvat) mahallesinde bulunan Kayadibi Kalesi Höyüğü Neolitik Çağ’a (MÖ 9000/8000 – 5.500) tarihlendirilmektedir. Höyükte yapılan yüzey araştırmalarında Neolitik, Kalkolitik, İlk Tunç Çağı, Roma ve Bizans dönemine ait taş aletler ile çanak ve çömlek parçaları bulunmuştur. İlçe merkezine 30 kilometre kadar uzaklıkta bulunan Kayı Höyük’te, 20 kilometre uzaklıkta bulunan Bayat Höyük’te (Bayat Mahallesi) de (Kayıhüyük mahallesinde) Kalkolitik, İlk Tunç Çağı, Demir Çağı ve Roma Dönemi kalıntılarına rast gelinmiştir.234

Meram, bir sonraki devirin (Tunç-Demir Çağı MÖ 3.300-1000) önemli yerleşim merkezleri arasında yer almaktadır. Meram ilçe merkezinde bulunan Karahöyük (Karahüyük Mahallesi) tarihçilerin üzerinde çok çalıştığı bir yerleşimdir.  Karahöyük, İç Anadolu Bölgesi’nin en büyük höyüklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Uzunluğu 1.000, eni 600, yüksekliği 15 metre olarak ölçülen höyükte insan yaşamı sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Tepe görünümlü bölümü 600 x 600 metre olan höyükün çevresinin alüvyonlu topraklarla kaplı olması gerçek ebatlarının daha büyük olabileceği ihtimalini akıllara getirmektedir.   Yapılan araştırmalarda elde edilen verilerden yola çıkarak Karahöyük’ün MÖ 3000’li yılların sonu ile MÖ 2.000’li yılların başında bir devlet (Krallık-Beylik) başkenti olduğu sonucuna varılmıştır.235

Karahöyük’te bulunan mühürler Mezopotomya kültürü etkileri gösterirken, mühürler üzerinde bulunan Konya’nın simgesi çift başlı kartal figürü dikkat çekicidir. Buradan hareketle şehrin simgesi olan çift başlı kartal figürünün yaklaşık olarak 4- 5 bin yıllık bir mazisinin olduğu söylenebilir.

Karahöyük’ün Orta Anadolu’nun ilk en büyük siyasi oluşumu olan Hititlerden önce Konya ve Aksaray topraklarını içine alan Puruşhanda Krallığının merkezi olduğu yönünde tezler bulunmaktadır.236 Pruşhanda (Burushattum) kentinin Aksaray-Yeşilova’daki Acemhöyük olduğu yönünde tezler de mevcuttur. Akad belgelerinde,  Akad İmparatoru Sargon’un (Sargon (MÖ 2334 - MÖ 2279) Pruşhanda’ya bir sefer düzenlediğinden bahsedilmektedir. Bu seferde Sargon’un Puruşhanda Kralı Nurdahhi’yi yendiği anlaşılmaktadır. Anadolu ile ilgili ilk yazılı belgeler niteliğindeki bu tarihi vesikalardan yola çıkarak Konya ve bölgesindeki ilk devlet yapılanmasının en az bundan 4.300 yıl önce oluştuğu söylenebilir. Pruşhanda’nın Karahöyük olma durumu Meram’a tarihin ilk devlet başkentlerinden biri olma ayrıcalığı sunmaktadır. 

Konya’nın MÖ 3000’lerden sonraki tarihinde Selçuklu İlçesi sınırlarında olmasına rağmen üç merkez ilçenin (Selçuklu-Meram-Karatay) kesişim noktası durumundaki Alâeddin Tepesi rol oynamıştır. Büyük Konya Höyüğü olarak da adlandırılan Alâeddin Tepesi, Hitit Dönemindeki İkkuwaniya, Roma Dönemi’ndeki İkonium-Cladioiconium, Selçuklular Dönemi’nde Konya olarak adlandırılmıştır. Büyük Konya Höyüğü (Alâeddin Tepesi) alanının bugünkü tepe sınırlarını aştığı, Meram ilçesi sınırlarına giren bölümlerinin olduğu bilinmektedir. Ancak şehrin kalbi konumundaki bu alanlarda günümüzde yapılar bulunduğundan gerekli ve yeterli araştırmalar (kazılar)  yapılamamaktadır. 

Meram, Prehistorik Dönemde (yazının icadından önce)  Konya ovasında hayat süren topluluklara esin kaynağı olduğu gibi, Tarih Çağları olarak adlandırılan (yazının icadından sonraki dönemler) devirlerde de insanlara esin kaynağı olmuştur.  Orta Anadolu coğrafyasının bilinen ilk büyük uygarlığı olan Hititler Döneminde Meram, ülkenin güney eyaleti olarak değerlendirilebilecek bölgesinin merkezi hâline gelmiştir. Hititler ülkelerinin güney bölgesini Tarhuntaşşa olarak adlandırmışlardır. Tarhuntaşşa bölgesinin (eyalet)  başkentinin günümüzde Hatıp Mahallesi olarak bilinen bölgedeki höyük ve civarları (Kayalık-Kale) olduğu kuvvetle muhtemeldir. Prof. Dr. Hasan Bahar tarafından (1993-1996) yapılan araştırmalarda Höyük’ün 1200 metre kadar güneyinde bulunan kayalık üzerinde Kral Kurunta’ya ait bir hiyeroglif yazıt bulunmuştur.237 Kurunta’nın Tarhuntaşşa’yı yöneten bir Hitit prensi olduğu ve Hitit Kralı olmak için mücadele verdiği bilinmektedir. Höyük, kale ve kayalık civarlarında yapılan kazılarda Neolitik-Kalkolitik-Tunç-Helenistik ve Roma dönemine ait çanak-çömlek parçalarına rastlanmıştır.238 

Devam eden araştırmalar sonucunda Hititlerin Kadeş Savaşı (MÖ 1274)  sırasında idari tedbir olarak başkenti Tarhuntaşşa’ya taşıdığı ortaya çıkmıştır.  Hitit İmparatoru Muvattali başkenti buraya taşımış, Hitit İmparatorluğu 10 yıl kadar buradan yönetilmiştir. Oğlu Urhi Teşup (III.Murşiliş) daha sonra başkenti yeniden Hattuşaş’a (Çorum-Boğazkale) nakletmiştir.239 Burası sonraki yıllarda da Hititler tarafından ikinci başkent gibi görülmüş ve hanedandan bazı kimseler burada yöneticilik yapmışlardır. Eldeki bilgi ve belgelerden Tarhuntaşşa’nın Hititlerde bir eyaletten daha fazla anlam ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde Konya ve güneyindeki coğrafyada Anadolu’nun kadim halklarından Luviler yaşamaktaydı. Tarhuntaşşa’nın Luvi dilinde ‘Fırtına Tanrısı Tarhunta’dan geldiği düşünülmektedir. Bu bilgi Konya’ya ta o dönemden bu tarafa bir dinî merkez misyonu yüklendiğini göstermektedir. 

Hititlerin batıdan gelen göçler ve iç meseleler nedeniyle tarih sahnesinden çekildikten sonra Meram’ın da içerisinde olduğu coğrafyada Hartapuş- Hartapu Krallığı’nın hüküm sürdüğü görülmektedir. Hitit siyasi birliği MÖ 1200’lerde bozulunca ülke topraklarında Hitit Devleti’nin devamı sayılan ve Geç Hitit Krallıkları diye anılan ‘şehir devletleri’ oluşmuş ve bunlardan bir kısmı Hitit soyundan gelenler tarafından yönetilmiştir. Merkezinin Konya’nı güneyinde günümüzde Karaman ili toprakları içerisinde kalan Karadağ (Kızıldağ) olduğu ile ilgili kanıtlara rastlanan Hartapuş Krallığı’nın da bu devletlerden biri olduğu düşünülmektedir. Tarihçiler Hartapuş Kralları’nın Tarhuntaşşa Kralı Kurunta’nın soyundan gelenler olabileceği ihtimali üzerinde durmaktadırlar. Hititlerin dağılmasından sonra oluşan Türk tarihinde Beylik Dönemlerini andıran Geç Hitit Krallıkları varlıklarını dört asır boyunca sürdürmüşlerdir. Bu dönem ile ilgili olarak bazı coğrafyalarda (Tabal Bölgesi/Konya Ereğli-Niğde Kemerhisar-Kapadokya-Malatya) önemli bilgi ve belgelere ulaşılırken Konya’yı merkeze alan coğrafyada fazlaca bilgi ve belgeye rastlanmamıştır. Meram’ı da kapsayan bu coğrafyada MÖ VIII.asırdan itibaren Friglilerle yeni bir hareketlilik başlamıştır.

Bu asırda (MÖ  VIII.asır) Ankara’nın Polatlı ilçesi yakınlarındaki Gordion şehrini başkent yapan Frigliler güneye doğru açılmışlar ve sonraki asırlara etki eden bir uygarlık kurmuşlardır. Konya ve civarlarındaki çok sayıda eski yerleşim biriminde Frig izlerine rastlamak mümkündür. VII.yüzyılın başlarında Orta Anadolu’ya geçen ve yüz yıla yayılan Kimmer saldırıları yüzünden yıpranan Frigler siyasi birliklerini kaybettikleri hâlde kültürleri ile var olmayı sürdürmüşlerdir. Bu dönem Anadolu’nun batısında Lidyalılar bulunmaktaydı. Kimmerlerle  yaptıkları uzun süreli mücadeleyi  kazanan Lidyalılar VI.yüzyılda Meram ve civarlarına sahip olmuşlardır. Lidyalıların bölge hâkimiyeti MÖ  546’ya kadar devam etmiş, bu tarihte Lidyalıları yenen Persler; Anadolu’nun büyük kısmı ile birlikte Konya’ya da hâkim olmuşlardır. 2 asrı aşkın süre bölgeyi yöneten Persler MÖ  334-333’te Anadolu’ya giren Büyük İskender’e kaybederek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Meram’ı içine alan coğrafya önce Büyük İskender hemen ardından ölümü ile komutanları arasında pay edilen ülke toprakları üzerinde onun komutanlarından Seleukos’un kurduğu Seleukos İmparatorluğu’na bağlı olmuştur. Mekedonları (Seleukos) MÖ 190 yılında Manisa (Magnesia) Savaşında mağlup eden Romalılar bölgeyi ilkin müttefikleri Bergama Krallığı sonra ise Galat Krallığının yönetimine bırakmışlardır. Romalılar Konya ve civarlarını MÖ  25 yılında belgedeki istikrarsızlığı ve güvenlik zaaflarını öne sürerek merkeze bağlamışlardır. 

İlçe sınırları içerisinde yer alan Lystra (Hatunsaray) ve Kilistra (Gökyurt) Antik Kentleri bölge tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Lystra ve  Kilistra’da çağlar boyu devam eden bir hareketlilik oluşmuştur.  Erken Hıristiyanlık döneminde daha büyük önem kazanan Kilistra’nın Kapadokya benzeri bir misyonla bu dönem Hıristiyanlarına ev sahipliği yaptığı görülmektedir. Milattan sonra üç asır boyunca Roma’nın zulmünden kaçıp buraya sığınan ilk dönem Hıristiyanları, Kilistra’yı geliştirmiş ve büyütmüşlerdir. Bu iki kentin yanı sıra yakınlardaki ‘Alısumas Dağı’nda da önemli bir tarihî hazine bulunmaktadır. Oldukça dik yamaçları olan bu dağın tepesinde bir şehir harabesi keşfedilmiştir Bu eski yerleşim biriminin giriş kapısı günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır.  Hatunsaray (Lystra) ve civarlarında daha birçok höyük, harabe ve benzeri tarihî kalıntı mevcuttur. Bu tarihî kalıntılar bölgedeki yaşamın çok daha eskilere dayandığının delili olarak kabul edilmektedir.

Şükran Mahallesi
Şükran Mahallesi

Şükran Mahallesi’nde devam eden arkeolojik kazılarda İkonium (Konya) Antik Kenti’nin kalıntılarına rastlanmıştır(2023-24). Kazılarda şehir merkezinde antik döneme ait temeller ilk defa ortaya çıkarılmıştır. M.S.V.yüzyıla tarihlendirilen kalıntılar arasında  Roma Dönemine ait mozaik taban, hamam yapısı, Roma Yolu izleri, kilise kalıntıları bulunmaktadır. Devam eden kazı çalışmaları, mozaik taban kalıntılarına il merkezinde ilk defa rastlanması nedeniyle büyük önem arz etmektedir. 16 bin metrekarelik bir sahada devam eden bilimsel çalışmalardan sonra buranın Açık Hava Müzesi tarzında Arkeolojik Park Alanı’na dönüştürülmesi planlanmıştır. Kazılarda Selçuklu eserlerinin kalıntılarına da rastlanmıştır. Seramik fırın ve bu fırına ait atölye, kil havuzu, sır ocağı, sır çatlatma teknesi, hamam kalıntıları bunlardan bazılarıdır. Günümüze kadar ulaşmayan tarihî Konya surlarının bir bölümünün ortaya çıkarılması (surların Larende Kapısı bölümü)  ve aslına uygun şekilde yapımı için çalışma başlatılmıştır. 

Bölgedeki Bizans (Roma) hâkimiyeti Türklerin Anadolu kapısına dayandığı yıllara kadar sürmüştür. XI.yüzyılla birlikte başlayan Türk akınları 1071 Malazgirt zaferinden sonra hızlanmış, Meram topraklarının da içerisinde bulunduğu Konya ve çevresi bu büyük zaferden kısa bir süre sonra Selçukluların eline geçmiştir. Türkiye Selçuklularının lideri Süleyman Şah Malazgirt zaferinden sonra yeni fetihlerde bulunmak üzere Anadolu içlerine akınlar yapmıştır. Süleyman Şah ve beraberindekiler Malazgirt’ten birkaç yıl sonra Konya’yı ele geçirerek batıya yönelmiş, İznik’i fethederek başkent yapmıştır. Birinci Haçlı Savaşı sonrasında İznik elden çıkınca başkenti Konya’ya taşımıştır. Meram’ın, 1097 yılında Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti yapılan Konya’nın en gözde mekânlarından biri hâline gelmesi uzun sürmemiştir. Konya merkezli Türkiye Selçukluları 1308 yılına kadar hâkimiyetlerini devam ettirmişlerdir. Bu tarihten sonra şehre Karamanoğulları sahip olmuştur. Selçukluların vârisi olarak kendilerini gören Karamanoğulları da Konya’yı başkent yapmışlardır. 

Fatih Sultan Mehmet döneminde Konya şehir merkezi ve kuzeyinde kalan bölge (1467) Osmanlıların eline geçmiştir. Fatih Sultan Mehmet 1474 yılında Konya’nın tamamını içine alan coğrafyada Karamanoğlu hâkimiyetini sonlandırmıştır. Konya Osmanlı Döneminde Karaman Eyaleti olarak bilinen geniş bir coğrafyanın merkezi (paşa sancağı) yapılmıştır. Şehir, Osmanlı döneminde de öneminden fazlaca bir şey kaybetmemiştir. Meram bu dönem hem büyüyen şehir merkezinin bir parçası hem de sayfiye alanı olmuştur. 

Şehir, Türk hâkimiyetine girdikten sonra fetret dönemleri haricinde (Moğol istilaları / Karaman-Osmanlı çekişmeleri) hep istikrarlı bir şekilde büyümüştür. Selçuklular şehri bir ilim, kültür, sanat merkezi hâline getirmişlerdir. İç Kale (Alâeddin Tepesi) dışındaki ilk çarşı-pazar oluşumu bugünkü Tahir Paşa Camii civarında gerçekleşmiştir.  Çarşı ve pazarlar daha sonra İplikçi Camii istikametinde doğuya doğru devam etmiştir ki şehrin çekirdeğini oluşturan bu bölge bugünkü Meram ilçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Alâeddin Keykubat,  büyüyen şehrin güvenliğini sağlamak için belirli bir plan çerçevesinde dış surları yaptırmıştır. Kapu Camii dış surların bulunduğu yerdeki kapılardan birine yakınlığı nedeni ile bu ismi almıştır. Bunu ölçü aldığımızda Selçuklu ve Osmanlı’nın ilk dönemlerindeki Konya şehir merkezinin önemli bir kısmının bugünkü Meram ilçesi sınırlarında olduğu görülmektedir. Osmanlı Dönemi’nde şehir daha da büyüyerek surların dışına taşmıştır. Bu dönemde Alâeddin Tepesi dışındaki iskân alanında geniş meydanlar ve yeşil sahalar bulunmaktaydı. Şehirdeki evler, en fazla iki katlı ve bahçeli idi. Çevreyi kirleten imalâthaneler, surların dışında, konutların uzağında kurulmuştu. Dış sur, bağ ve bahçelerle çevriliydi. Meram bölgesi şehirde oturanların bağlarıyla meşhur bir sayfiyesi durumundaydı. Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde su ihtiyacının büyük kısmı Meram’dan getirilen suların şehir içerisindeki çeşmelere verilmesi ile sağlanmaktaydı. Ferit Paşa’nın Konya Valiliği döneminde 1902’de Çayırbağı’ndan Alâeddin Tepesine (tepeye yapılan su deposuna) su getirilmesi şehrin ilk en büyük belediyecilik projesi olarak tarihe geçmiştir. İstanbul-Bağdat demiryolunun Konya’dan geçirilmesi (1896) şehirleşmenin Meram tarafına doğru kaymasına neden olmuştur. İstasyon binası şehrin batı yönüne inşa edilmiş, şehir merkezi ile istasyon arasındaki ulaşım atlı tramvaylarla sağlanmıştır. İstasyon, şehrin yeni gelişim rotasını çizmiş ve o tarihten sonra şehir bu yöne doğru hızla büyümüştür.240

Tüm dönemlerde ilçenin Meram Çayı’ndan kaynaklı bağ-bahçe-tarım öncelikli konumu hep ön planda olmuştur. Halk arasında günümüzde dahi konuşulan ‘Türbe önünde evi (Mevlâna Türbesi), Meram’da bağı olmak.’ deyimi bu bölgenin şehir için ne anlama geldiğini anlatan en güzel ifadelerden biridir. Selçuklu Sultanlarının, devlet adamlarının, Mevlâna başta olmak üzere ilim erbabının da yaz yurdu olan Meram, bu özelliğini günümüze kadar taşımıştır. Bugünün Konya’sında yerel idarecilerin ve önemli Konya eşrafının ev ve bahçeleri Meram’da bulunmaktadır. Meram Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde başlayan halkın mesire alanı olma özelliğini sürdürmektedir. 

Meram’ın güzelliğini tarihî süreç içerisinde benzerleri ile kıyaslayarak en güzel anlatan kişi hiç şüphesiz XVII. yüzyıl seyyahlarından Evliya Çelebi’dir. Çelebi Meram’ın eşsiz güzelliğini şu cümlelerle ifade etmiştir. “Bütün gezginler Konya’nın gezi yerlerini ve bahçelerini methederler. Ben de yirminci seyahatim olan bu seferime kadar hakikaten böyle bahçeler görmedim. Budin hududunda Peçevi, Sirem şehrinin kale ardındaki Baruthane mesiresi, Kırım yarımadasının Sodak Bağı, İstanbul’un yüz yetmişten fazla bahçe ve gülistanı, Malatya’nın Uspuzu’su,  Tebriz’in Şah-ı Cihan bağı bu Konya’nın Meram mesiresinin yanında bir çimenlik bile değildir.”

Suyu, yeşili, bahçeleri bağları ile marka hâline gelen Meram ülke çapında bir ilçeden çok daha fazla bir tanınırlığa sahiptir. Üzerine şiirlerin yazıldığı, türkülerin yakıldığı, hikâyelerin anlatıldığı Meram’ın Cumhuriyet dönemi Konya’sında da özel bir yeri bulunmaktadır. Ailelerin mesire alanı, sevenlerin buluşma noktası, muhabbet erbabının sohbet mekânı olan Meram, semt şeklindeki bilinirliğini 20.asrın sonlarına doğru ilçelikle taçlandırmıştır.

Konya 1987 tarihinde Büyükşehir statüsünü kavuşmuştur. Konya Büyükşehir sınırları içerisinde Meram, Selçuklu ve Karatay isimli üç merkez ilçe teşekkül ettirilmiştir. İlçe olduktan sonra ilk yerel seçim 26 Mart 1989’da yapılmıştır. Bu tarihle birlikte ilçede müstakil belediye hizmetleri başlamıştır. İlk belediye başkanı Veysel Candan’dır. Sonra sırasıyla ilçede Ali Bebek (kısa süre/ara dönem), Mustafa Özkan, Refik Tuzcuoğlu, Serdar Kalaycı, Fatma Toru ve Mustafa Kavuş belediye başkanlığı yapmıştır.