Bu Maddeye Atıf Yap
Daru'l Mülk Konya
Karatay Tarihi
Şehrin Kadim Merkezi
Buzul çağının sona ermesi ile insanoğluna dünya üzerinde daha geniş alanlara yayılma imkânı doğmuştur. Küresel ısınma ile birlikte MÖ 10.000’e yaklaşılırken kuzey yarımkürede buzlar ermiş insanlar yeni yurtlar edinmeye başlamıştır. Buzulların erimesinin ortaya çıkarmış olduğu önemli coğrafyalardan biri de Konya Ovası’dır. Konya Kapalı Havzası’ndaki bu erime Eski Büyük Konya Gölü’nü (Konya İç Denizi de denilmekte) oluşturmuştur. Dönemin insanları, ısınmanın devam etmesi ile birlikte çukur alana doğru çekilen göl kıyılarının su ve besin açısından zengin olduğunu keşfetmişler ve buralara yerleşmeye başlamışlardır. Büyük Konya Gölü yakın bir tarihe kadar varlığını sürdürmüştür. Hotamış Göl ve bataklığı ile şehir merkezi yakınlarındaki Aslım Göl ve bataklığı bu gölün bakiyelerinden kabul edilmektedir. Konya’da tespit edilebilmiş bu dönemdeki en eski yerleşim merkezi Karatay ilçe merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan İsmil Mahallesi yakınlarındaki (Mahalle merkezinin 5.5 km kuzeydoğusu) Derviş’in Hanı denilen mevkidir. Eski bir han kalıntısının yer aldığı bu mevkide ‘Orta Taş Devri’ne (Mezolitik-Epipaleolitik) ait olduğu tespit edilen yontma taş aletler bulunmuştur.218 Bu aletler Konya ve civarlarında bugüne kadar keşfedilmiş en eski buluntulardır. Yapılan bilimsel incelemelerde bu taşların 13 bin yılı bulan bir tarihe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.219 Eski Konya Gölü’nün kenarındaki bu yerleşimin, kısa süreli bir konaklama merkezi olduğu tahmin edilmektedir. Bu dönemde ovada henüz yerleşimin olmadığı, gezici insan topluluklarının avcılık ve toplayıcılıkla hayatlarını idame ettikleri düşünülmektedir.
Ovanın bu ilk sakinleri kalıcı yerleşim merkezi olarak da buraya yakın bir noktayı tercih etmişlerdir. Konya ilinde tespit edilen ilk kalıcı yerleşim merkezi Karatay ilçesi sınırları içerisinde bulunan Boncuklu Höyük’tür. Boncuklu Höyük’ün; Orta Taş Çağı’nın (Epipaleolitik-Mezolitik) sonları ile Yeni Taş Çağı’nın başları olarak kabul edilen Akeramik-Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemden başlayarak yerleşim merkezi hâline geldiği tespit edilmiştir.
Karatay ilçe merkezine yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta bulunan Hayıroğlu Mahallesi yakınlarındaki Boncuklu Höyük ova üzerindeki en eski ‘höyük’ yerleşimidir. MÖ IX’uncu milenyumun (binyıl) ortalarına (MÖ 8500’lere) varan bir geçmişe sahip olan Boncuklu Höyük’te dünya tarihine ışık tutacak bilgilere ulaşılmıştır. İnsanların günümüzden yaklaşık olarak 10 bin 500 yıl öncesinde yerleşik hayata geçerek avcılık ve toplayıcılıkla birlikte tarım ile de uğraşmaya başladığı Boncuklu Höyük’te bazı hayvanların evcilleştirildiği (koyun) görülmektedir. Yapılan araştırmalar Boncuklu Höyük’ün Neolitik Çağın (M.Ö 8.000-5.500) dünya üzerindeki en önemli miraslarından birisi olan Çatalhöyük’ten 500 ile 1000 yıl kadar eski olduğunu ortaya çıkarmıştır. Boncuklu Höyük bu yönü ile Çatalhöyük’ün atası olarak kabul edilmektedir. Boncuklu Höyük’te yerleşik hayata geçmeyi başaran ovanın ilk sakinlerinin, burada çoğaldığı, avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçişi burada geliştirdiği ve sonraki asırlarda bölgeye yayıldığı varsayılmaktadır.
Yine aynı şekilde Hayıroğlu Mahallesinde bulunan Kızıl Höyük ile Kârhane Höyük’ün Neolitik Çağ’da yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. Kızıl Höyük’te Geç Antik Çağ buluntularına da rastlanmıştır. Neolitik Çağ’ın dünya üzerindeki en önemli merkezlerinden biri olan Çatalhöyük, Çumra ilçesi toprakları içerisinde olmakla birlikte Karatay ilçe sınırlarına yakın bir noktadadır. Karatay ilçesi sınırları içerisindeki tarihî yerleşimlerde yapılan araştırmalarda bölgede hayatın Kalkolitik Çağ’da (MÖ 5.500- 3.500-3000) devam ettiğini göstermiştir. İlçenin Kalkolitik Çağ’a uzanan yerleşimlerinden birisi İşgalaman Höyük’tür. İşgalaman Höyük’te yapılan arkeolojik yüzey araştırmalarında Tunç-Demir Çağı, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait kültür izlerine rastlanmıştır. İlçe merkezindeki bir diğer höyük olan Aşkar Höyük’te ise İlk Tunç Çağı, Demir Çağı, Roma – Bizans kalıntıları bulunmuştur.220
Tarih Çağlarına (yazının icadı sonrası) giriş yapılan dönemde (İlk Çağ-Erken Tunç Dönemi-MÖ 3.300-2000) bölgedeki yaşam merkezinin bugünkü şehir merkezine doğru kaydığı ve Alâeddin Tepesi çevresinde yeni bir yerleşimin ortaya çıktığı görülmektedir. Selçuklu ilçesi sınırları içerisinde yer almakla birlikte üç merkez ilçenin (Selçuklu-Meram- Karatay) orta noktası olarak kabul edilen Alâeddin Tepesi bugünün Konya’sına uzanan tarih yolculuğunun önemli bir kilometre taşıdır. Alâeddin Tepesi, üzerinde yaklaşık 5 bin yıllık izler barındıran büyük bir höyüktür. Alâeddin Tepesi’ni merkeze alan bu yerleşim zamanla büyümüş ve doğu yönünde günümüzde Mevlâna Türbesi’nin bulunduğu mevkie kadar genişlemiştir. Karatay ilçesi sınırları içerisinde İlk Tunç Çağı’na ait çok sayıda höyük bulunmaktadır. Bilceli, Kızıl, Ovakavağı, Turfalı, Koca, Aşkar, Tatlıcak, Çimenlik ve İşgalaman Höyük bunlardan bazılarıdır.
Hititlerin Orta Anadolu’dan başlamak üzere Anadolu coğrafyasının büyük bölümüne hâkim olmasından önce Anadolu’da güçlü şehir devletleri bulunmaktaydı. Bazı tarihçiler bunlardan biri olan Puruşhanda Krallığının merkezinin Konya Karahöyük olabileceğini söylemektedir (Aksaray Acemhüyük diyenler de var).221
Hemen akabinde ise Karatay’ı da içine alan geniş coğrafyada Hitit dönemi başlamıştır. Hitit döneminde ve öncesinde Konya ve civarlarında Luvi kökenli bir halkın yaşadığı bilinmektedir. Hititlerden çok önce bu bölgede yaşayan Luvilerin güçlü bir kültüre sahip oldukları Hitit hiyeroglif yazılarında Luvi dilinin kullanılmış olmasından anlaşılmaktadır. Konya’nın ismi de Luvilerden gelmektedir. O dönemde Konya’ya, Luvilerin Ülkesi manasında Lukkavaniya denilmekteydi. Bölgedeki mevcudiyetlerinin MÖ 2300’lere kadar uzandığı görülen Luvi kökenli halkları varlıklarını (siyasal-kültürel-sosyal) Roma Dönemi’nin ortalarına kadar sürdürebilmişlerdir.
MÖ XIII. yüzyılda Orta Anadolu’da siyasi bir güç hâline gelen Hititler Konya ve civarlarına da sahip olmuşlardır. Karatay bu dönemde Konya coğrafyasının tamamına yakını ile birlikte Hitit Devleti’nin Tarhuntaşşa ismini verdikleri eyaleti içerisinde yer almaktaydı. Tarhuntaşşa isminin Luvilerin fırtına tanrısı olarak adlandırdığı ‘Tarhinta’dan geliyor olması, bu halkın bölgenin yerli halkı olduğu tezini pekiştirmektedir.
Hititlerin batıdan gelen akınlar (Deniz Kavimleri Göçü) ve yerel çatışmalar sonrasında dağılması (M.Ö XII. yüzyıl) üzerine Hitit toprakları üzerinde Geç Hitit Krallıkları adı verilen şehir devletleri oluşmuştur. Bu şehir devletlerinin bir kısmının yöneticileri Hitit Krallık soyundan gelmekteydi. Bu dönemde Konya ve civarlarının, merkezi Kızıldağ olan (Konya ile Karaman ili arasında bulunan günümüzde Karaman ili sınırları içerisinde yer alan Karadağ dağ oluşumu içerisinde) Hartapuş Krallığına bağlı olduğu düşünülmektedir.
Hartapuş Krallığı’ndan sonra bölgede Frig dönemi başlamıştır. (MÖ VIII ve VII. yüzyıllar) Konya’da birçok höyükte Friglerden kalma çanak çömlek parçaları ve metal eşyalar bulunmuştur. Bölge Friglerden sonra bir süre Kimmerlerin daha sonra ise Lidyalıların hâkimiyet alanına girmiştir. M.Ö 546’da Perslerin ele geçirdiği bu topraklar yaklaşık 2 asır boyunca Perslerin hâkimiyetinde kalmıştır. MÖ 334’te doğu seferine çıkan Büyük İskender, birkaç yıl içerisinde Perslerle üst üste yaptığı savaşlarda galip gelerek Anadolu’yu ele geçirmiştir. Büyük İskender’in beklenmeyen ani ölümünden sonra İmparatorluk toprakları komutanları arasında pay edilmiştir. Karatay’ı da içerisine alan bölge Komutan Seleukos’un payına düşmüştür. Seleukosların bölge hâkimiyeti MÖ 190’a kadar sürmüştür. Bu tarihte Manisa yakınlarında yapılan savaşta (Magnesia Savaşı) Seleukosları mağlup eden Romalılar, Anadolu’da kazandıkları toprakları ilk dönemlerinde müttefik oldukları yerel güçlerin hâkimiyetine bırakmışlardır. Konya’nın da içinde bulunduğu geniş coğrafyayı ilk olarak müttefik oldukları Bergamalılara (Pergamon Krallığı) vermişlerdir. Bergama Kralı III.Attalos ölmeden önce vârisi bulunmadığından topraklarını Roma’ya vasiyet ettiğinden, bölge MÖ 133’te Romalılara geçmiş, Romalılar MÖ 129’da Asya Eyaletini (Asia Provencia) kurarak Anadolu’daki hâkimiyetlerini pekiştirmişlerdir. Romalılar Galatların yaşadığı bölgeyi (Konya dâhil) bir süre merkezleri Ankara olan Galat Krallığının yönetimine bırakmışlardır. Galat Kralı Amyntas’ın Suğla Gölü yakınlarında yerel Homonad halkı tarafından öldürülmesi (MÖ 25) üzerine ise Galat topraklarının tamamını merkeze bağlı bir eyalet hâline dönüştürmüşlerdir. Bu tarihle birlikte Karatay’ın da içerisinde bulunduğu topraklar Roma devletinin bir parçası olmuştur.
Konya bu tarihten sonra yaklaşık olarak 12 asır boyunca Roma-Bizans hâkimiyetinde kalmıştır. Roma döneminin ilk yıllarında Konya’nın önemli bir dinî merkez olduğu görülmektedir. Askerî idari yapı içerisinde Konya, Orta Anadolu’dan Ege Denizine kadar uzanan ‘Anatolikan Theması’ içerisinde yer almıştır. Bu 12 asırlık süre içerisinde kısa aralıklarla da olsa Konya önce Sasaniler sonra ise İslam Orduları tarafından ele geçirilmiştir. Ama hem Sasanilerin hem de İslam Devleti’nin farklı tarihlerde sahip olduğu Konya’daki hâkimiyetleri uzun sürmemiştir. Konya’da Romalılar döneminden kalan çok sayıda höyük ve eser mevcuttur. Aşkar Höyük, Tatlıcak Höyük, İşgalaman Höyük Roma döneminin de önemli yerleşim merkezlerindendir. Karatay’a bağlı Yağlıbayat Mahallesi yakınlarında bulunan Savatra Antik Kenti, Roma döneminin önemli yerleşim merkezlerinden biridir. Roma öncesine ait buluntulara da rastlanan bu antik kentte kazılar devam etmektedir. Savatra’nın Roma döneminin önemli askerî garnizon merkezlerinden biri olmanın yanında kendi kendini yöneten otonom bir kent olduğu varsayılmaktadır. Savatra antik dönemde ‘kutsal baba’ anlamına gelmektedir. MÖ IV. yüzyıl yerleşim izlerinin bulunduğu antik kentte kendi adına para basıldığı tespit edilmiştir. Eski Osmanlı haritalarında burası Bali Bayat olarak geçmektedir. Köyün güney doğusunda bir kale ve küçük bir antik tiyatro bulunmaktadır.222 Savatra’da devam eden kazılarda Türk tarihi için fevkalâde önemli bir yazıt ortaya çıkarılmıştır. Kazı alanında kaleden getirildiği varsayılan üzerinde Grekçe ‘Turkopol-Türkoğlu’ yazısı bulunan bir taş bulunmuştur. X-XI’inci yüzyıllara tarihlenen yazıtın Malazgirt’ten önce Bizans Ordusunda görev alan Türk askerlere ait olduğu düşünülmektedir. Bu yazıt Türklerin, 1071 öncesinde de Anadolu topraklarında bulunduklarına dair önemli bir kanıttır.223
Karatay ilçe sınırları içerisinde daha birçok höyük bulunmaktadır. Bu höyüklerde yapılacak olan arkeolojik kazı ve bilimsel çalışmalarda önemli bulgulara rastlanması kuvvetle muhtemeldir. Karatay’ın tarihini Konya Şehir Merkezi tarihinden soyutlayarak anlatmak mümkün değildir. Şehrin merkezde yer alan üç ilçesinden birisi olan Karatay’ın tarihi aynı zamanda Konya’nın da tarihidir. Selçuklular 1071 Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra Konya’yı fethetmişlerdir. Ancak Konya’nın Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından tam olarak hangi tarihte fethedildiği ile ilgili net bir tarih mevcut değildir. Süleyman Şah ve emrindeki birliklerin Malazgirt Zaferi’nden bir süre sonra önce güneye gittikleri orada bir süre kaldıktan sonra fetih amacıyla Orta Anadolu’ya geçtikleri bilinmektedir. Konya ve civarlarında hâkimiyet kurduktan sonra ise kuzeybatıya doğru hareket ettikleri İznik’i fethederek burayı başkent yaptıkları tarihi kayıtlarda mevcuttur. Türkiye Selçukluları I.Haçlı seferi sırasında 1097’de başkent İznik’i kaybedince payitahtı Konya’ya taşımışlar ve bu tarihten sonra Konya iki asrı aşkın süre Selçuklulara başkentlik (Dâru’l Mülk) yapmıştır. Konya, Türkiye Selçuklularından sonra (1308) Karamanoğlu Beyliğinin de merkezi olmuştur. İkisi birlikte değerlendirildiğinde Konya’nın üç buçuk asrı aşkın sürelik bir başşehir tarihinin olduğu söylenebilir. Fatih Sultan Mehmet döneminde 1467 yılında Karamanoğlu Beyliğine son verildikten sonra ise Konya, Osmanlı Devleti tarafından eyalet merkezi yapılmıştır. Konya, başkent yapıldığı 1097 yılından günümüze kadar tarihin akışına yön veren şehirlerden biri olmuştur.
Türkiye Selçuklularının Başkenti Konya’da bugünkü Karatay ilçesinin sınırlarını teşkil eden coğrafya önemli bir yer tutmaktadır. Hazreti Mevlâna’nın türbesi ile can dostu Şems-i Tebrizi’nin kabri Karatay’da bulunmaktadır. Karatay, paha biçilemeyen daha birçok tarihî değer ve esere sahiptir. Selçuklu ile başlayıp, Karamanoğlu Beyliği ve Osmanlı Devleti ile devam eden tarihi boyunca Konya önemli bir ilim, kültür ve sanat merkezi olmuştur.
Türkiye Selçukluları döneminde bugünkü Karatay ilçesinin çekirdeğini oluşturan bölge surların içerisinde yer almaktaydı. Zamanla büyüyen şehir surları aştı ve ötesine doğru büyümeye başladı. Bugün Hazreti Mevlâna’nın medfun olduğu türbe ve çevresi sultanların gül bahçesi idi ve sur dışındaydı. Alâeddin Keykubat, Karaman’da yaşamını sürdüren Mevlâna’nın babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled’i Konya’ya davet etmiş, daveti kabul edip Konya’ya gelmesi üzerine burayı ona hediye etmişti. Vefatında gül bahçesine defnedilen Bahaeddin Veled’den sonra oğlu Mevlâna ve sonrasında çocuklarından bir kısmı burada toprağa verildi. Hazreti Mevlâna’nın kabri üzerine oğlu Sultan Veled’den izin alınarak bir türbenin yapılması ile başlayan külliye inşaatı Karamanoğlu Beyliği, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Döneminde (kısmen) devam etti. Başkent Konya’nın idari merkezi Alâeddin Tepesi, manevi merkezi ise ‘Türbe’ diye adlandırılan Hazreti Mevlâna’nın kabr-i şerifleri olmuştur. Karatay’da adım başı Selçuklu, Karamanoğlu ve Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür. Tam bir açık hava müzesi olan Karatay Konya’nın Büyükşehir statüsüne kavuşması ile birlikte ilçe yapılmıştır.
Konya şehir merkezinde 20.06.1987 tarih ve 3399 tarihli kanunla Karatay, Selçuklu ve Meram isimli üç ilçe oluşturulmuştur. Karatay’ın da içerisinde bulunduğu bu üç ilçede belediye teşkilatı, 1989 yerel seçimleriyle birlikte teşekkül ettirilmiştir. Mustafa Özkafa Karatay ilçesinin ilk belediye başkanı olurken sonrasında ise sırasıyla Mehmet Şen, Mehmet Hançerli ve Hasan Kılca belediye başkanlığı yapmıştır. Karatay ilçesi Konya’nın en kalabalık ikinci ilçesidir. Nüfusu artan ilçeler arasında yer almaktadır. İlçe, sayısız tarihî eserin yanında Mevlâna ve Şems gibi iki İslam büyüğünü bağrında bulundurması yönüyle bilinen, tanınan ve ziyaret edilen önemli bir merkezdir.