Bu Maddeye Atıf Yap
Daru'l Mülk Konya
Beyşehir Tarih
Suyu tatlı bir gölün kıyısında kurulmuş olması ilçeyi tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi kılmıştır. Göldeki balık varlığı, avcılık için elverişli ormanlık alanları ve verimli toprakları ile Beyşehir, tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanlar için bir çekim merkezi olmuştur. Beyşehir Gölü, Holosen Çağ (günümüzden yaklaşık 10-12 bin yıl önce) ile birlikte buzulların erimesi sonrasında bugünkü hâlini almıştır. Göl suyunun tatlı olması ve etrafında oluşan verimli topraklar (alüvyal) ilk insanların bölgeye Neolitik dönemden itibaren yerleşmesine neden olmuştur. Göl havzasında neolitik çağdan (MÖ 8000-5500) kalma birçok yerleşim merkezi bulunmaktadır.14
Elde edilen somut bulgular ilçede 8 bin yılı aşkın bir insanlık tarihinin varlığına işaret etmektedir. Beyşehir bu uzun zaman dilimi içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İlçe; köklü geçmişi, doğal güzellikleri ve tarihî mirası ile sadece Türkiye’nin değil dünyanın gözde merkezlerinden birisidir. Eski ile yeninin iç içe geçtiği, geçmiş ile bugünün birlikte yaşandığı Beyşehir, aynı zamanda ülke turizminin önemli destinasyonlarındandır.
Beyşehir’in 10 km. kuzeybatısında yer alan Erbaba Höyüğü’nde elde edilen kalıntılar MÖ 6.000’li yıllara tarihlendirilmektedir.15 Erbaba, 5 bin metrekarelik alanı ile dönemin şartlarına göre oldukça büyük bir yerleşim merkezi olarak dikkat çekmektedir. Yapılan araştırmalarda buradaki hayatın Çatalhöyük ile benzerlik arz ettiği görülmüştür. Erbaba’da; Çatahhöyük benzeri evler, heykeller, toprak kap kacaklar ile o dönemde kullanılan birçok el aleti bulunmuştur. İlçe merkezi yakınlarında yer alan Çukurkent, Alan, Çem Çem, Baktemür, Kaşaklı-Yeşildağ, Yılan, Topraktol höyükleri de Erbaba ile yaşıttır.
Erbaba ve diğer höyüklerde elde edilen bulgulardan, Neolitik Çağ’da (Cilalı Taş Devri) Beyşehir ve civarlarında ciddi bir insan yoğunluğunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak ilçe sınırları içerisinde el değmemiş daha birçok höyük bulunmaktadır.
Beyşehir, Kalkolitik Çağ’da da (Bakır-Taş Çağı) insan yaşamının devam ettiği bir yerleşim merkezi olmuştur. İlçe sınırları içerisinde bu döneme (MÖ 5.500-3.000) ait çok sayıda kalıntı mevcuttur. Beyşehir civarlarında bulunan Bektemür, Burun Höyük, Eflatun Pınarı Höyüğü, Homa Höyük, Kaşaklı Höyük ve Topraktol Höyük’te bu döneme ait izlere rastlanmıştır. Kalkolitik dönem kalıntılarından bölgenin; orta, batı ve güney Anadolu kültürleri ile yakın ilişkide olduğu görülmüştür. Bu höyüklerde ve daha birçok eski yerleşim yerinde hayat Tunç ve Demir Çağlarında da (MÖ 3000-330) devam etmiştir.
Beyşehir ve civarları, Anadolu’da güçlü bir uygarlık kuran Hititlerin bölgeye hâkim olduğu milattan önceki ikinci milenyumdan kalma eserler konusunda ise tam bir açık hava müzesi durumundadır. Beyşehir Hitit Uygarlığının en etkileyici eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. Hititlerin buraya özel bir önem verdiği anlaşılmaktadır. Eflatun Pınarı, Fasıllar Anıtı (Kurtbeşiği), Lukyanus Kitabesi ve Atlı Kaya Kabartması dünya tarih mirasının önemli birer parçalarıdır. Beyşehir ve civarlarının Hititler döneminde devletin güneyini içerisine alan Tarhuntaşşa idari bölgesinin bir parçası olduğu görülmektedir. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, Hititlerin bölgede inşa ettiği eserlerden yola çıkarak “buralara insanların Hititistan diyeceği geliyor” demektedir. Konyalı Hitit döneminden başlayarak Beyşehir ve civarlarında (Isparta’ya kadarki bölge) Pisidyalıların yaşadığını, Pisidyalıların Hititlerle barışık yaşayan yiğit bir halk olduğunu söylemektedir. Konyalı, Pisidyalıların bölgeye Friglerin hâkim olduğu dönemde de varlıklarını sürdürdüğü, her iki halkın kültürel olarak birbirlerini etkilediğinden bahsetmektedir.16
Beyşehir’in de içerisinde bulunduğu geniş coğrafya milattan önce VIII. asırda Frig, VII. asırda Kimmer, VI. asırda Lidya, V ve IV. asırlarda Pers, III ve II. asırlarda Makedon hâkimiyetinde kalmıştır. Bazı kaynaklarda Büyük İskender’in Doğu Seferi’nde Ege ve Akdeniz kıyılarını kontrol altına aldıktan sonra Gordion’a (Ankara-Polatlı) giderken Beyşehir yakınlarından geçtiği belirtilmektedir. Beyşehirliler gölün güneyinde bulunan İskender Mesiresinin Büyük İskender’in ordusunun geçtiği yer olduğunu söylemektedirler. Romalılar, Makedon Seleukos ordularını Manisa (Magnesia Savaşı) yakınlarında yaptıkları savaşta yenerek Anadolu’ya ayak bastıkları MÖ 190 yılından sonra bölgeyi önce müttefikleri Bergamalıların ardından da kendilerine bağlı Galat Krallığı’nın yönetimine bırakmışlar, MÖ 25 yılında ise Galatların varlığına son vererek bölgeye tamamen hâkim olmuşlardır.
Beyşehir ilçesinin kapladığı alan antik çağda büyük oranda Pisidya toprakları ile Lykaonia’ın kesiştiği Orondeis alt bölgesi içinde yer almaktaydı. Bu dönemde Beyşehir gölüne ‘Karalis’ denildiği bilinmektedir. Bundan hareketle bazı tarihçiler ilçenin bu dönemdeki isminin Karallia olduğunu öne sürmüşlerdir. İbrahim Hakkı Konyalı ‘Beyşehir Tarihi’ isimli eserinde Karallia’nın bugünkü Beyşehir olduğunu yazmaktadır. Ancak bu ismin Kıreli’nin eski ismi olduğu yönünde de tezler bulunmaktadır. Bazı tarihçiler ise Fasıllar’dan hareketle ilçenin isminin Misthia olduğunu savunmuşlardır. Bu dönemin bir diğer önemli yerleşim merkezi ise Pappa’dır. Pappa’nın (Yunuslar) Pisidia, Misthia’nın ise Lykaonia kenti olduğu kuvvetle muhtemeldir. Buradan hareketle Beyşehir ve civarlarına, dönemin bölgesel güçlü idari merkezleri olan Pisidia ve Lykaonia bölgelerinin kesişim kümesi de denilebilir. Beyşehir yakınlığı nedeniyle zaman zaman Homanad (Suğla Gölü civarında yaşayan bir halk) halkı ile de etkileşim içerisinde olmuştur. Roma İmparatorluğunun M. S. 395’te ikiye ayrılması ile birlikte Beyşehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) payına düşmüştür. Bizanslılar Beyşehir Gölüne ‘Pusgusa’ adını vermişlerdir. Romalılar bölgede hâkimiyeti daha rahat sağlamak üzere adına ‘Via Sebaste’ dedikleri bir yol yapmışlardır. Bu yol; batıda Pisidia Antiochia (Yalvaç)’tan başlayıp, Neapolis (Şarkîkaraağaç), Misthia (Fasıllar) ve Amblada üzerinden Isauria Palaia’ya (Zengibar-Bozkır) uzanmaktaydı. Via Sebaste yolu bölgenin kaderi üzerinde etkili olmuştur. Bu yol sayesinde Kral Yolu ile bağlantı sağlanarak bölge (Özellikle Beyşehir güneyi-Toroslar Bölgesi) dünya ulaşım ağına dâhil edilmiştir. İzlerine (mil taşları, taş döşemeli yol kesitleri) günümüzde dahi rastlanan Via Sebaste Yolu, doğa ve tarih meraklılarının uğrak yerlerindendir.
Müslümanlar Emeviler ve Abbasiler döneminde MÖ VIII. asırda Anadolu içlerine akınlar düzenlemişler, Konya civarları ile birlikte Beyşehir’e de kısa aralıklarla sahip olmuşlardır. Ancak bu hakimiyet uzun sürmemiştir.
Eldeki tarihi veriler Beyşehir ve civarlarının Anadolu Selçuklularının kurucusu Süleyman Şah’ın 1071 Malazgirt savaşından birkaç yıl sonra Orta Anadolu’dan başlayan fetih akınları sonucu Türk toprağı yapıldığını göstermektedir. Türkiye Selçukluları 1080 yılına kadar yaptıkları fetihlerle İstanbul boğazının doğu yakasına kadar ulaşmış, İznik’i başkent yapmışlardır. Birinci Haçlı Seferi nedeniyle İznik’te tutunamayacağını anlayan Selçuklular geri çekilmişler, başkenti Konya’ya taşımışlardır. İşte bu tarihten sonra başkentin batısında bulunan Beyşehir’in devleti yönetenler nezdindeki önemi artmıştır. Türklerin bölgede tutunma çabaları yaklaşık olarak bir asır sürmüş, 1176’da kazanılan Miryokefalon zaferi ile Anadolu kalıcı yurt hâline getirilmiştir. Birçok tarihçiye göre Türk tarihinde bir dönüm noktası olan bu savaş Konya ile Beyşehir arasında bulunan Bağırsak Boğazı’nda yapılmıştır. Beyşehir’in Selçuklu döneminden önceki son asırda kaderine terk edilmiş, harap bir hâlde bulunduğu bilinmektedir. I. Alâeddin (Keykubad) çoğunluğu Üçoklardan oluşan Türkmenleri buraya yerleştirerek, şehrin yeniden canlanmasını sağlamıştır. Beyşehir Anadolu Selçuklu Devletinin büyük önem verdiği merkezlerden biri olmuştur. Selçuklular Beyşehir’i yazlık başkent olarak kullanmışlardır. İlçede, Sultan Alâeddin Keykubad döneminde büyük imar faaliyetleri yapılmıştır. Sultan Alaeddin’in isteği üzere vezir Sâdeddin Köpek (aynı zamanda mimardır) tarafından yapılan Kubadabad Sarayı bunlardan biridir. Sultan Alaeddin’in yazlık olarak kullandığı bu saray, devletin ikinci yönetim merkezi olmuştur. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde gücü ve otoritesi ile devletin varlığı üzerinde tehdit unsuru hâline gelen Emir Sâdeddin Köpek’in, Sultan’ın emri ile öldürüldüğü yer de bu saraydır.
Türkiye Selçuklularının 1243 tarihli Kösedağ Savaşında Moğollara kaybetmesi Beyşehir tarihinde yeni bir kırılmaya sebebiyet vermiştir. Anadolu’nun birçok şehrinde olduğu gibi Beyşehir’de de siyasi otorite boşluğu doğmuştur. Anadolu Selçuklularının Uç Beyi Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman Bey, dönemsel konjonktürden yararlanarak beyliğinin temelini bu süreçte atmıştır. Beyliğin ilk merkezi Gorgorum’dur (Gökçimen). Süleyman Bey, Karaman ve Menteşe Türkmenlerinin 1277 ve 1282 yıllarında Konya’ya saldırmaları üzerine bölgedeki nüfuzunu artırmıştır. Sultan III Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra Keyhüsrev’in annesi tarafından saltanat naipliğine getirilen Eşrefoğlu Süleyman Bey, Konya’daki (Selçuklu İdaresi) sıkıntılı süreçte zaman zaman Karamanoğulları zaman zaman ise Selçuklular ile ittifak kurarak konumunu güçlendirmiştir. Eşrefoğlu Süleyman Bey, 1288’de beylik merkezini Gorgorum’dan (Gökçimen) Beyşehir’e taşımıştır. Eşrefoğlu Beyliği, Anadolu Selçuklularının son dönemlerinde, Moğolların Anadolu’daki güçlerinin zayıflaması üzerine XIII’üncü asrın sonlarına (1299-1300) doğru müstakil hâle gelmiştir. Beyşehir’i merkez yaparak Akşehir, Seydişehir, Şarkikaraağaç ve Bolvadin’i hâkimiyetine alan Eşrefoğlu Sülayman Bey’e izafeten şehre Bey Şehri denilmeye başlanmıştır. Eşrefoğulları şehri büyütmüşler, önemli eserler inşa etmişlerdir. Eşrefoğlu Camii bu eserler içerisinde önemli bir yere sahiptir.
Eşrefoğlu Süleyman Bey 1303’te vefat etmiş yerine büyük oğlu Mehmed Bey geçmiştir. Mevlevi tarikatının müntesibi olan Mehmed Bey ile Beyşehir’de Mevlevilik yaygınlaşmıştır. Mehmed Bey gibi Mevlevi olan oğlu Süleyman Şah da bu tarikatın yaygınlaşmasına ön ayak olmuştur. Mehmed Bey’in 1320’de ölümü üzerine beylik makamına oturan II.Süleyman Bey, 1326 yılında, İlhanlıların bölge valisi Demirtaş (Timurtaş) tarafından öldürülmüştür. Eşrefoğlu Beyliği bu hadiseden sonra eski gücünü kaybetmiş, gerilemeye başlamıştır. Beylik topraklarının bir kısmı Hamidoğulları bir kısmı ise Karamanoğullarının eline geçmiştir. Karamanoğlu-Osmanlı sınırında bulunan Beyşehir, kati olarak Osmanlıların eline geçtiği 1467 tarihine kadar bir buçuk asrı bulan sıkıntılı bir dönem geçirmiştir.
Beyşehir’de Osmanlı tarihi ilk olarak I.Murat ile başlamaktadır. I.Murat Beyşehir ve civarlarını 1381’de stratejik bir kararla Hamidoğulları’ndan satın almıştır.17 Bazı kaynaklarda 80 bin altın rakamı geçmektedir. Karamanoğulları I.Murat’ın Avrupa Seferleri sırasında bölgeyi yeniden almışlarsa da ellerinde tutamamışlardır. Bu dönemde Osmanlılar ile Karamanoğulları arasında gerginlik hiç eksik olmamıştır. Beyşehir 1390-1391 yılında Yıldırım Bayezid tarafından tekrar Osmanlıya geçmiş ve Çarşamba Çayı iki devlet arasında sınır olarak kabul edilmiştir. Timur’un Sultan Bayezid’i 1402’de mağlup etmesi ile birlikte bölgede yeniden istikrarsız bir dönem başlamıştır. Timur bölgeyi eski sahipleri olan Karamanoğullarına geri vermiştir. Osmanlıların Çelebi Mehmet tarafından yeniden toparlanmasından sonra bölgede Karamanoğlu Osmanlı çekişmesi yeniden başlamıştır. Beyşehir Osmanlılar ile Karamanoğlu Beyliği arasında sık sık el değiştirmiştir. Beyşehir ve civarları bu el değiştirmeler nedeni ile büyük zarar görmüştür. Ve sonunda Beyşehir, Fatih Sultan Mehmet’in Karamanoğlu Beyliğini ortadan kaldıran 1467 tarihli seferi ile nihai şekilde Osmanlı toprağı olmuştur.
Osmanlılar ilk yıllarda, Karamanoğlu Beyliği döneminde olduğu gibi Beyşehir’in vilayet olan statüsünü aynen devam ettirmişlerdir. Ancak daha sonra bölgedeki idari yapı değiştirilmiştir. Konya, yeni kurulan eyaletin (Karaman) merkez şehri olmuştur. Beyşehir ise idari yapıda Karaman Eyaleti’ne bağlı bir sancak yapılmıştır.
II. Bayezid’in oğlu Şehzade Şehinşah ve onun oğlu Mehmet Bey Beyşehir’de sancak beyi olarak görev yapmışlardır. Beyşehir, 16. yüzyılda Karaman Eyaletinin yedi sancak merkezinden (Konya, Akşehir, Niğde, Aksaray, Kayseri ve Kırşehir ile birlikte) biriydi. Kayıtlarda Beyşehir’in bu dönemde Karaman Eyaletine bağlı en kalabalık ve en zengin sancaklar arasında olduğu görülmektedir. Bozkır ve Gurgurum nahiyelerinin bağlı olduğu Seydişehir kazası Beyşehir’e bağlı olmuştur. Bunun yanında kendi kaza merkezine Göçü, Kıreli, Cezire (Cezair), Yenişehir (Yenişar), Kaşıklı, Yağan ve Yaylasun Nahiyeleri bağlıdır.
Beyşehir’in statüsü, Osmanlı Devleti’nin XIX’ uncu asrın sonlarına doğru idari teşkilatlanmada eyalet sisteminden vilayet sistemine geçmesi ile değişti. 1864’teki İdare-i Vilayet Islahatı’ndan sonra Beyşehir, Konya sancağına bağlı bir kaza hâline getirildi. Belediye teşkilatı 1872’de kurulan Beyşehir’de fiilî hizmete 1874’te başlandı. 1878’de belediye başkanı olan Ömer Efendi, seçimle iş başına gelen ilk belediye başkanı olmuştur.
Kayıtlarda ilçenin, 1507’de 1350 olan nüfusunun 1584’te 3.000’i geçtiği görülmektedir. Bu tarihten sonra da artan nüfus Osmanlı’nın son döneminde 3.000 civarlarına gerilemiştir. Beyşehir Kurtuluş Savaşı döneminde, Kuvayı Millîye’ye ciddi manada destek vermiştir. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine miting yapılan merkezler arasında Beyşehir de bulunmaktadır. Eylül 1919 tarihinde meydana gelen Bozkır Ayaklanmasının bastırılmasında Beyşehir’de bulunan VII. Süvari Alayının önemli katkısı olmuştur. Beyşehir Cumhuriyet Dönemi’nde Osmanlı idari yapısıyla denklik teşkil edecek şekilde (Konya iline bağlı) ilçe yapılmıştır. Cumhuriyet ile birlikte yeniden büyümeye başlayan Beyşehir’in nüfusu 1975’te 10 bini geçmiştir.
Beyşehir mavi gölü, yeşil dağları, verimli ovasının yanında binlerce yıllık tarihî birikimiyle âdeta bir açık hava müzesi gibidir. Eflatun Pınarı, Fasıllar Anıtı, Kubad Abad Sarayı, Eşrefoğlu Camii, Beyşehir Köprüsü, Çifte Hamam, Bedesten, Yaka Manastır, Hacı Akif Adası gezilmesi, görülmesi gereken tarihî ve turistik yerlerdendir. Beyşehir, özellikle yaz aylarında başta Konya il merkezi olmak üzere, komşu ilçeler ve yurdun dört bir tarafından ziyaretçi ağırlamaktadır. Son yıllarda ilçeyi görmeye gelen yabancı turist sayısında artış görülmektedir. Hacı Akif Adası ile birlikte; Mada, İğneli, Çeçen, Aygır adaları ve adı efsanelere konu olan Anamas Dağları doğaseverlerin ilgi odağı durumundadır.